Dünya Malı Ahiret Saadeti

Konusu 'Dini sohbetler' forumundadır ve Abdullah tarafından 29 Haziran 2012 başlatılmıştır.

  1. Abdullah

    Abdullah Süper Moderatör Süper Moderatör

    Dünya Malı Ahiret Saadeti
    Dünya saltanatı,Ahiret Refahı

    [​IMG]
    Allah Tealâ Hazretleri, dünya malının geçici olduğunu, fani olduğunu, tatlı bir yeşillik olduğunu, Habib-i Hüda s.a.v. Efendimiz vasıtasıyla bize bildirmiştir.
    Efendimiz s.a.v. buyurmuştur ki:
    “Dünya tatlı bir yeşilliktir. Allah Tealâ sizin ne yapacağınızı görmek için, sizi yeryüzüne halife gönderdi. İsrailoğulları refaha kavuştukları zaman, elbise, koku, ziynet, ev eşyası ve kadınlar*la zevk ederek, ahireti unuttu. Ahireti kaybetti.”
    Yine Rasul-i Kibriya s.a.v. Efendimiz bir başka hadis-i şerifte şöyle buyurdu:
    “Servet çokluğu sizi gaflete düşürmesin, malınızın çokluğu sizi kandırma*sın. İnsanoğlu malım, malım der, durur. Halbuki senin malın ve servetin, yiyip içti*ğin, giyip yok ettiğindir.”
    Evet; malım malım der, övünür dururuz. Halbuki senin malım değin, ye*diğindir, giydiğindir, eskitip yok ettiğindir. Giymek suretiyle eskitip yok ettiklerin ve Allah için verdiklerin Allah hesabına vardır. Geride bulunan her şey bir gün seni terk eder, sana yar olmaz.
    Bir de şu hadis-i şerife bakalım:
    “En büyük emeli dünyalık olduğu halde sabaha çıkan kimse, Allah katında bir kıymet taşımaz. Aynı zamanda Allah Tealâ onun kalbini dört şey ile meşgul eder:
    • Eksilmeyen ardı arkası gelmeyen telaş ile.
    • Bitmek bilmeyen meşgale ile.
    • Zenginliğe ulaşamadığı fakirlik ile.
    • Sonu gelmeyen boş kuruntular ile…”
    İşte hiç bitmediğinden şikayet ettiğimiz telaşın sebebi; sabah kalktığında derdin dünyadır.
    Meşguliyetim hiç bitmiyor, nefes alamıyorum diyoruz ya, işte yine aynı sebep.
    Allahu Azimüşşan ve Tekaddes Hazretleri, bu ve benzeri hadis-i şerifler ile kalbimizi dünyadan uzaklaştırmak ister. Dünya malı büyüklük değildir. Evlat büyüklük değildir. Mal-mülk de değildir. Dünya fani, evlat, oğul boş övünme sebebidir.
    Şakik Belhî Hazretleri, Abbasi halifesinin huzuruna çıktığı zaman, halife: “Zühd ve takva sahibi Şakik sen misin?” diye sorunca:
    - Şakik benim, zühd ve takva sahibi olan ben değilim, o sensin sultanım, dedi
    Halife bu cevaba şaşırdı ve dedi ki:
    - Ben dünya zenginliği içindeyim. Her türlü ferah ve refah içindeyim. Nasıl olur da zühd ve takva sahibi olabilirim?
    Şakik Belhî Hazretleri şu cevabı verdi:
    - Allah, Kur’an-ı Azimüşşan’da dünya için; “Kalîl, az bir şey..” dedi. Sen az bir şeye kanaat ettin. Bize ise “Ahiret bakidir, nimetleri bitmez..” dedi. Biz de ahireti seçtik. Sen az bir* şeye kanaat ettiğin için zühd ehli sayılırsın.
    Şakik Belhî k.s. Hazretleri bu cevabıyla onun dünya saltanatını hafife aldı, maneviyatın izzetini korudu. Yani dünyanın bütünü saltanatın altında olsa, Cenab-ı Hak ona “kalîl: azcık” dedi. Padişahım diyorsun ama dünyaya kanaat getirdin. İşte onun için zühd sahibisin. Halbuki asıl gayesi; “Ta*mah sahibisin, kandın!” demek oluyor ama bunu çok zarif bir şekilde lâtife ile söylüyor.
    Yine evliyaullahın büyüklerinden Hatemü’l-Esam k.s. diyor ki:
    Kur’an-ı Azimüşşan’da gördüm ki, Hucurat Suresi 13’üncü ayet-i celilede “Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok çekineninizdir.” buyuruluyor.
    Ben bu ayet-i celileyi düşündüm. İnsanla*rın önem verdiği mal, evlat ve rütbenin boş olduğunu anladım. Allahu Azimüşşan ve Tekaddes Hazretleri’nin hükmüne boyun eğdim, takvayı seçtim.
    Mehmet ILDIRAR – Semerkand Dergisi , Nisan 2006.