Dünya hayatını ahiret hayatına tercih ederler

Konusu 'Dini bilgiler' forumundadır ve Lasey tarafından 26 Ocak 2017 başlatılmıştır.

  1. Lasey

    Lasey Admin

    Bir kimse ne kadar zengin olursa olsun, ne kadar makam sahibi olursa olsun, bu mal ve makamın kim tarafından verildiğini bilincine varırsa hassasiyeti bu minvalde olur. Dünyanın heva ve özentisine kapılmaz, dünyaya bağlanıp ahireti unutmaz, dünyayı geçici gören her kul elbette ki ahiretini unutmaz ve ona göre bir yaşantı sahibi olur. İşte bu minvalde hayatları olan Halife ve Sultanlar…

    Resul-i Ekrem Efendimiz'in (s.a.v) mübarek izinden giden sultanlar dahi, bu kanaat ve istiğnayı en güzel şekilde göstermişlerdir.

    Ömer Bin Abdülaziz

    Ömer bin Abdülaziz (r. aleyh) ; hilafete geldiğinde, hanımından bütün mücevheratını beytülmale vermesini istemiştir. Eşi bunu kabul ettiği gibi; zevci vefat ettikten sonra mücevherlerini kendisine iade etmek isteyen kardeşlerinin teklifini de reddetmiş, bu fedakarlığı gönülden yaptığını ifade etmiştir.

    Ağyare ve ecnebi elçilere haşmetli görünmek için kaftanlar giyen Osmanlıların Sultan I. Ahmed Han gibileri, içlerine oğlak kılından tişört giyerek dünya çıkarlarına karşı kendilerini koruma çabasında olurlardı. Her biri muazzam servetler dökerek büyük vakıflar inşa eden, şefkat ve merhametin timsali vakfiyeler bırakan o sultanların çoğu; i‘la-yı kelimetullah için at sırtından inmediler.

    Son Sultan Vahdettin Han

    Son Sultan Mehmed Vahiduddin Han; gurbete gitmeye mecbur kalınca, yanında padişah olarak şahsına ve hanedan olarak ecdadına ait olan nice kıymetli mücevherleri hazineye bağışlayarak ayrıldı. Halbuki kalabalık bir maiyet ile meçhule doğru gidiyordu ve yanına aldığı miktar, hakikaten sadece 1-2 yıl kifayet edebilmişti. Lakin o ayrılırken, yükte hafif pahada çok ağır olan muhteşem mücevherata el sürmedi.

    Yanında yalnızca minyatürleri iki milyon eden görkemli bir eser vardı, makbuzunu getirterek onu da yine hazineye iade etmişti. O zaman yakınları;

    "−Padişahım! Hazine-i Hümayundaki tüm eşya ecdadınıza ve hanedanınıza ; hükümdarlar tarafından armağan edilen eşyadır, bunlar sizin malınızdır. Bahusus iade buyurmak istemiş olduğunuz kitabın 2 belki de 3 milyon alıcısı hazırdır. Hiç olmazsa bunu bir ihtiyat olarak nezd-i şahanenizde alıkoymak doğru değil midir?" deyince;
    Sultan Vahidüddin, şu cevabı verdi:

    "-Haklısınız, bunlar hesabını kimseye vermekle yükümlü olmadığımız, şahsi malımızdır. Ne var ki ecdadım bu milletin hükümdarları olmasaydılar, onlara kim bu hediyeleri verirdi? Binaenaleyh bu kıymet biçilmez eşya ve evanide, benim kadar milletin de hakkı vardır. Ben bu ihaneti kabul edemem!”. Ben bu ihaneti kabul edemem!"

    Koşullar Sultan'ı bir müddet sonra İtalyanın San Remo şehrinde ikamete mecbur bırakmıştı. Şehzade döneminde kendisini İstanbul’da ağırladığı İtalyan kralı kendisine cömertlikle mukabelede bulunmak istiyor, ikametgah ve tahsisat teklif ediyordu. Fakat müstağni Padişah;


    "Memleketimdeki vukuat ve hadisat; her ne kadar beni muvakkaten yahut ebediyen, taç ve tahtımdan ayırdıysa da, üzerimde «Halifelik» sıfatı mevcuttur. Ben tüm Müslümanların reis-i ruhanisiyim, Peygamber postunda oturuyorum. Bu vasıf, kendi dinimden olmayan bir zatın teklifini kabulden beni men eder" diyerek bu teklifleri geri çevirmiştir. Hilafet makamını istismar etmek isteyen ve maddi refah va‘deden başka teklifleri de elinin tersiyle itmiştir. Halbuki son derece muhtaç durumda idi.

    Nihayet yedi asır İslama en büyük görevlerde bulunmuş bu hanedanın son padişahı vefat ettiğinde, maalesef bakkal-manav borcu yüzünden San Remo esnafı tarafından tabutuna haciz konulmuştur. Tabut arka kapısından kaçırılarak vapura konulup ve Şam da Sultan Selim Camisine defnedildi. Borçlar bilahare akrabaları tarafından ödendi.

    Şu misal ise, istiğna'nın halk arasında dahi nasıl intişar ettiğini göstermesi bakımından çok önemlidir.
     
    Son düzenleme: 26 Ocak 2017