Dua nedir? Niçin dua ederiz? Duanın önemi ile ilgili bilgiler

Konusu 'Dini bilgiler' forumundadır ve Lasey tarafından 25 Ekim 2018 başlatılmıştır.

  1. Lasey

    Lasey Admin

    Katılım:
    4 Haziran 2014
    Mesajlar:
    6.329

    Dua Nedir? Duanın Önemi Nedir? Neden Dua Edilir?

    Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de sık geçen kavramlardan biri duadır. Bu kavram sözlükte; seslenme, çağırma, yalvarma, yakarma, dileme, yardım isteğinde bulunma gibi anlamlara gelir. Dinî bir kavram olarak ise dua; âciz bir varlık olan kulun, sonsuz ilim ve kudret sahibi, her şeyin sahibi ve hâkimi olan Yüce Allah’a (c.c.) yönelip hâlini Yüce Yaradan’a (c.c.) arz etmesi, ondan yardım ve mağfiret dilemesi, Cenab-ı Hakk’a (c.c.) övgü ve şükranlarını ifade etmesidir. Dua, kulun hâlini Allah’a (c.c.) arz etmesi, ona niyazda bulunmasıdır. İç dünyasını Yüce Yaradan’a (c.c.) açması, sıkıntılarını, sorunlarını ve çaresizliklerini Rabb’ine (c.c.) arz etmesi, ondan yardım dilemesidir. Bu anlamda dua, insanın Rabb’i (c.c.) ile iletişim kurmasıdır. Öyleyse mümin, duayı hayatının ayrılmaz bir parçası hâline getirmelidir. Her zaman dua etmeye önem vermelidir. Bir sıkıntıyla karşılaştığında Cenab-ı Hakk’a (c.c.) yönelip ondan yardım dilemeli, sevindirici bir durumla karşılaştığında da yine Yüce Yaradan’a (c.c.) yönelip ona şükretmelidir. Mümin böyle yapar ve duayı hayatının bir parçası hâline getirirse Allah (c.c.) ile iletişimini sürekli canlı tutmuş olur.

    Yüce dinimizde duaya büyük önem verilir. Kur’an-ı Kerim’de yer alan birçok ayet-i kerimede Rabb’imiz (c.c.) bizden, kendisine dua etmemizi istemektedir. Dua ettiğimizde dualarımızı geri çevirmeyeceğini, yakarmalarımızı karşılıksız bırakmayacağını belirtmektedir. Bu konuyla ilgili olarak bir ayette şöyle buyurmaktadır: “Rabb’iniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, duanıza karşılık vereyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.” (Mü’min suresi, 60. ayet.) İnancımıza göre Yüce Rabb’imiz (c.c.) bizlere çok yakındır. Bizleri her an görmekte ve duymaktadır. Kendisine yönelip dua ettiğimizde de bizi duyar ve dualarımıza karşılık verir. Bu durum bir ayette şöyle açıklanır: “Kullarım sana beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O hâlde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.” (Bakara suresi, 186. ayet.) Bu sebeple insan, dua ettiği zaman Allahü Teâlâ’nın (c.c.) kendisine çok yakın olduğunu ve kendisini işittiğini bilmelidir. Asla “Dua ettim ama Allah (c.c.) kabul etmiyor, dualarımı Allah duymuyor.” diye düşünmemelidir.

    Dinimize göre dua, insanın Allah (c.c.) katındaki değerini artıran bir ibadettir. Eğer kul âcizliğini itiraf eder, samimi olarak Rabb’ine (c.c.) yönelir, sığınır ve dua ederse Allah (c.c.) katındaki değeri artar. Bunun aksine davranır, kibirlenip Allahü Teâlâ’ya (c.c.) yönelmekten kaçınırsa Allah (c.c.) katında onun hiçbir değeri olmaz. Bu durum bir ayet-i kerimede şöyle açıklanmaktadır: “(Resulüm!) De ki: (Kulluk ve) yalvarmanız olmasa Rabb’im size ne diye değer versin?..” (Furkân suresi, 77. ayet.) Genel olarak insanlar daha çok sıkıntılı durumlarla karşılaştığında dua etmekte, iyi oldukları ve işleri rast gittiği zamanlarda ise duadan yüz çevirmektedirler. Yüce dinimize göre bu davranış yanlıştır ve nankörlüktür. Kur’an’da Yüce Rabb’imiz (c.c.) bu tutum içinde olanları şöyle kınamaktadır: “İnsana bir nimet verdiğimiz zaman (bizden) yüz çevirir ve yan çizer. Fakat ona bir şer dokunduğu zaman da yalvarıp durur.”(Fussilet suresi, 51. ayet.)

    Dua Nedir Duanın Önemi Nedir Neden Dua Edilir.

    Başka bir ayette de “İnsana bir zarar geldiği zaman yan yatarak, oturarak veya ayakta durarak (o zararın giderilmesi için) bize dua eder fakat biz ondan sıkıntısını kaldırınca sanki kendisine dokunan bir sıkıntıdan ötürü bize dua etmemiş gibi geçip gider...”(Yunus suresi, 12. ayet.) buyrulmaktadır. Öyleyse mümin hem sıkıntılı anlarında hem de iyi zamanlarında dua etmeye önem vermelidir. Duanın önemli bir ibadet olduğunu, dua eden insanın, istediği şey gerçekleşmese bile sevap kazanacağını bilmelidir. Allah Resulü (s.a.v.) de “Sıkıntılı anında duasının kabul edilmesini isteyen kimse, rahatlık ve bolluk anında Allah’a çok dua etsin.”(Tirmizî, Daavât, 9.) buyurarak böyle yapmamızı istemektedir.

    İnsan elbette öncelikle kendisi için dua etmelidir. Ancak bu konuda bencil davranmamalı, sevdikleri ve tüm insanlık için de dua etmeli, iyilik dilemelidir. Mümin hem kendisi hem de anne ve babası başta olmak üzere tüm insanlar için dua etmeye önem vermelidir. Rabb’imiz (c.c.), Kur’an’da bu konuda bizlere yol göstermektedir. Hz. İbrahim’in (a.s.), evlatları, anne-babası ve tüm inananlar için yaptığı şu duayı bizlere örnek göstermektedir: “Ey Rabb’im! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle; ey Rabb’imiz! Duamı kabul et! Ey Rabb’imiz! (Amellerin) hesap olunacağı gün beni, anababamı ve müminleri bağışla!” (İbrahim suresi, 40-41. ayetler.)


    Dua sadece Allah’a (c.c.) edilir. Ondan başkasına dua etmek şirktir, Allah’a (c.c.) ortak koşmaktır. Rabb’imiz (c.c.), “…Allah ile birlikte kimseye yalvarmayın (ve kulluk etmeyin).”3 buyurarak bizi bu konuda uyarmaktadır. Allah’tan (c.c.) başka bir varlığa dua etmek şirk olduğu gibi aynı zamanda anlamsızdır. Çünkü hiçbir varlık, Allah (c.c.) dilemedikçe bize ne bir fayda ne de bir zarar verebilir. Kur’an’da bu durum, “(Resulüm!) De ki: Allah’ı bırakıp da (ilah olduğunu) ileri sürdüklerinize yalvarın. Ne var ki onlar sizin sıkıntınızı ne uzaklaştırabilir ne de değiştirebilirler.”(İsrâ suresi, 56. ayet.) buyrularak açıklanmaktadır.

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de duanın nasıl edilmesi gerektiğine ilişkin açıklamalar yapmıştır. Örneğin bir keresinde Allah Resulü’ne (s.a.v.), “En makbul dua hangisidir?” diye sorulunca Efendimiz (s.a.v.), “Gecenin sonunda yapılan dua ile farz namazlardan sonra yapılan duadır.”(Tirmizî, Daavât, 80.) buyurmuştur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde de “Biriniz dua ederken Allahü Teâlâ’ya (c.c.) hamdederek başlasın, sonra bana (s.a.v.) salatü selam okusun, sonra da dilediğini istesin.”(Tirmizî, Daavât, 66.) buyurarak dua konusunda bize yol göstermiştir.



    Duanın belli bir dilde veya kalıplaşmış ifadelerle yapılması gerekli de şart da değildir. Çünkü dua, kul ile Rabb’i (c.c.) arasındaki bir iletişimdir. Kul, dualarında iç dünyasını Allahü Teâlâ’ya (c.c.) açmaktadır. Bu sebeple insan dilediği yer ve zamanda, dilediği şekilde, içinden geldiği gibi kendi kelimeleriyle Allahü Teâlâ’ya (c.c.) dua edebilir. Ancak zorunlu olmamakla birlikte duada aşağıda belirtilen hususlara dikkat edilmesi, İslam âlimlerince tavsiye edilmiş ve güzel görülmüştür:

    • Mümkünse abdestli olarak ve kıbleye dönerek dua etmeliyiz.
    • Dualarımızda samimi olmalı, tüm benliğimizle Allah’a (c.c.) yönelmeliyiz.
    • Duayı mümkün mertebe yalnız başımıza, bir köşeye çekilerek yapmalıyız.
    • Helal lokma yemeliyiz. Haram lokma, duanın kabulüne engel olur.
    • Namazlardan sonra dua etmeye önem vermeliyiz çünkü bu duaların kabul olma ihtimali daha yüksektir.
    • Duaya başlamadan önce günahlarımız için tövbe etmeli, Allah’tan (c.c.) mağfiret dilemeliyiz.
    • Dualarımızda Allah’a (c.c.) hamdetmeli, Peygamber Efendimize (s.a.v.) salavat getirmeliyiz.
    • Allah’ın (c.c.), dualarımızı kabul edeceğine inanarak dua etmeliyiz.
    • Dileğimiz hemen gerçekleşmezse acele etmemeliyiz, Allah’tan (c.c.) her şeyin hayırlısını istemeliyiz.