Cevşen ül kebir duası ne için okunur arapça okunuşu fazileti

Konusu 'Dua hazinesi' forumundadır ve Lasey tarafından 12 Ocak 2019 başlatılmıştır.

  1. Lasey

    Lasey Admin



    Cevşen ül kebir duası ne için okunur arapça okunuşu fazileti


    Cevşen, manası itibariyle Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)'e vahiy yoluyla gelmiştir. Kudsi hadisler ve hadis-i şerifler vahy ve ilham yoluyla Peygamber (asm)'in söylediği sözler, şeriatın ikinci kaynağı ise de, ayetler derecesinde değildirler.

    Allah'ın, manaları Hz. Peygamber'e (asm) ilham ettiği, fakat lafızlarını Peygamber (asm)'in ifade ettiği, Kur'an'dan sayılmayan, okunmakla ibadet olunmayan (Kur'an gibi namazda okunmaz), ahad yolla (tevatürle değil) Rasûlüllah (asm)'tan nakledilmiş ve onun tarafından da Allah'a nisbetle ifade edilmiş sözlerdir. Kudsi hadis hakkında iki görüş vardır:

    1. Kudsi hadislerin hem sözleri hem de manası Allah'tandır, fakat Kur'an'dan bir ayet değillerdir.

    2. Kudsi hadislerin manası, diğer hadisler gibi Allah'tan, sözleri ise Rasûlüllah'tandır.(asm) Bu tür hadislere aynı zamanda "Rabbani ve ilahi hadisler" de denir. Kudsi hadislerde: "Rabb'ından rivayet ettiği hadiste Rasûlüllah şöyle buyurdu", "Kendisinden Rasûlüllah'ın rivayet ettiği hadiste Allah Teala şöyle buyurdu" gibi ifadeler kullanılmıştır.

    Cevşen'in Türkçe mealini okumanın sevabı vardır ve Türkçe mealini okuyunca da dua edilmiş olur. Bununla beraber Arapça aslından okumak daha faziletlidir.

    Rivayetlerde söz konusu edilen Cevşen'in faziletini şöyle özetlemek mümkündür:

    Kim onu okur veya üzerinde taşırsa, Allah onu korur ve hayırlı işlerde başarılı kılar. Halis bir niyetle okunduğu zaman pek çok dertlere şifa olur. Samimi olarak onu vird edinip muhtevasına uygun amel edenler, hem dünyada hem de ahirette büyük bir mutluluk elde edebilirler.

    Duaların en değerlisi Allah'ın isimleriyle yapılan duadır. [En güzel isimler (el-Esmaü'l-Hüsna) Allah'ındır. O halde O'na o güzel isimlerle dua edin]; [De ki: ister Allah deyin, ister Rahman deyin. Hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler O'na özgüdür.] mealindeki ayetler, bu gerçeği vurgulamaktadır.

    Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)'den nakledilen: "Dualarınızda 'Ya ze'l-celali ve'l-ikram' ismini çok zikredin." mealindeki hadis-i şerif, Allah'ın isimleriyle yapılacak olan duaların önemine işaret etmektedir.

    "Allah 'ın doksan dokuz -yüzden bir eksik- ismi vardır. Kim bunları sayarsa (onlarla zikredip manalarına uygun amel ederse) Cennet'e girecektir." mealindeki hadis-i şerifte, Allah'ın 99 ismiyle zikretmenin çok büyük faydalar getireceği açık bir şekilde ifade edilmiştir.

    Hemen belirtelim ki, bu hadis-i şerifte ifade edilen '99 isim' tabiri, Allah'ın güzel isimlerine bir sınırlandırma getirmeyi değil aksine diğer isim ve sıfatların da temelini teşkil eden geniş muhtevalı isimlere işaret etmeyi hedeflemektedir.

    Bazı alimlerin ifade ettiği gibi Allah'ın meşhur olan 99 ismi ile beraber O'nun bin adet ism-i şerifi vardır. Bu sayı, Cevşen'deki isimlerin sayısına uygundur. Ebu Bekir İbnü'l-Arabi ve Alusi 'ye göre bu sayı bile azdır. Nitekim bu sayının dört bin olduğunu söyleyenler de vardır.

    Bunlardan başka Allah'ın daha pek çok isimleri vardır ki onların sayısı belli değildir. Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)'in Allah'ın isimlerinin sayısı ile ilgili hususa ışık tutan duası bu konuda önemli bir ipucu vermektedir:

    Rivayete göre, Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) başına bir musibet, bir sıkıntı gelen kimsenin şu duayı okumasını tavsiye etmiştir:

    Allah'ım! Ben senin kulunum. Kulunun ve cariyenin çocuğuyum. Perçemim senin elindedir. Benim hakkımda, senin hükmün geçerlidir. Hakkımdaki kararın adildir. Ben, senin kendi zatına taktığın veya herhangi bir kitabında indirdiğin yahut kullarından herhangi bir kimseye öğrettiğin yahut da kendine mahsus olarak katındaki gayb ilminde sakladığın bütün isimlerinin hakkı için sana yalvarıyorum: Kur'an'ı, gönlümün baharı, göğsümün nuru, kederlerimin gidericisi ve üzüntümün kaldırıcısı yap!

    Daha önceki birçok zikirlerin yerine Cevşen'i ve diğer bazı duaları sürekli vird edinmiş olan Bediüzzaman'ın konu ile ilgili görüşleri şöyledir:

    Cevşen, Eşsiz Bir Münacattır

    Mesela: Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) Cevşenü'l-Kebir münacatında bin bir esma-i ilahiyeyi şefaatçı ederek Halıkını öyle bir tarzda tavsif ve tarif eder ki, emsali yok. Ve marifetullahta kimsenin ona yetişememesi, misilsiz bir halettir.

    Allah'ı Tavsifte Benzeri Yoktur

    Hem Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)'in binler dua ve münacatlarından Cevşenü'l-Kebir ile öyle bir marifet-i rabbaniye ile öyle bir derece rabbini tavsif eder ki; o zamandan beri gelen ehl-i marifet ve ehl-i velayet, telahuk-u efkar ile beraber, ne o mertebe-i marifete ve ne de o derece-i tavsife yetişememeleri gösteriyor ki duada dahi onun misli yoktur.

    Eşsizliğine Bir Misal

    “Risale-i Münacatın başında, Cevşenü'l-Kebir'in doksan dokuz fıkrasından bir fıkrasının (57. fıkra) kısacık bir mealinin beyan edildiği yere bakan adam, Cevşen'in dahi misli yoktur, diyecek.”

    Bu fıkra ile ilgili Bediüzzaman'ın açıklaması şöyledir:

    İşte Müfessir-i azam -Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)- bu münacatıyla, o ayet-i azimenin [Münacat risalesinin başında yer alan Bakara süresinin 164. ayeti] bir vechini tefsir etmiştir. Bir kısa meali ve tercümesi budur:

    1. Ey göklerde ve ecram-ı ulviyede [gök cisimlerinde] azameti görünen Zat-ı zü'l-Celal

    2. Ey zeminde ve zeminin herbir mevcudunda vahdaniyetin delilleri, ayetleri müşahede edilen Zat-ı zü'l-Kemal

    3. Ey herbir şeyde ve mahlukta vücub-u vücuduna delalet eden bürhanlar bulunan Zat-ı Vacibü 'l- Vücud

    4. Ey azametli denizlerde acibeleri yaratan Zat-ı Celil-i zü'l-Kemal [On dört asır önce, çöl ortasında, okyanusların ve denizaltındaki yaşamın, canlıların bilinmediği bir dönemde dile getirilen ifadeye dikkat ediniz.]

    5. [beşinci fıkranın tercümesini göremedik...]

    6. Ey dağlarda zihayatların hacetleri için iddihar edilen hazineleri halkeden Hallak-ı Kerim

    7. Ey her bir şeyin yaradılışını güzel yapan, tedbirini güzel gören ve ona levazımatını güzel bir tarzda veren Zat-ı Cemil-i zü'l İkram

    8. Ey her şey herbir hacetinde, herbir emrinde O'na müracaat eden ve herbir mevcud herbir keyfiyetinde O'na dayanan ve herbir hak ve hakikat ve hüküm ve hakimiyet O'na raci olan Zat-ı Kadir ve Rabb-i Külli Şey

    9. Ey herşeyde zahir bir surette lütfunun eserleri ve inayetinin cilveleri ve güzel sanatının latif nakışları ve rahmetinin letafetli hediyeleri müşahede edilen Zat-ı Latif-i Habir

    10. Ey zişuur mahlukatına kudretini göstermek için kainatı bir meşher-i acaib yapan ve umum masnuatını kudret ve hikmet ve rahmet gibi kemalatını teşhir etmek için birer dellal, birer ilanname hükmüne getiren Zat-ı Kadir-i Hakim! Sen aczden, şerikden, kusurdan münezzeh ve mukaddessin. Senden başka ilah yok ki bize imdad etsin. el-Eman, el-Eman, bizi azab ateşinden ve Cehennemden kurtar!

    Cevşen Hakkında Samimi Bir Kanaat

    Kur'an'dan ve münacat-ı Nebeviye olan Cevşenü'l-Kebir'den aldığım bu dersimi [3. Şua, Münacat Risalesi] bir ibadet-i tefekküriye olarak Rabb-ı Rahimimin dergahına arzetmekte kusur etmişsem; kusurumun affı için Kur'an'ı ve Cevşenü'l-Kebir'i şefaatçı ederek rahmetinden affımı niyaz ediyorum.


    Cevşen Duasını Okuma Adabı

    "Bana dua edin ki, icabet edeyim." mealindeki ayette, Yaratıcı ile kulları arasındaki diyalogun duadan geçtiğine işaret edildiği gibi, "De ki: Duanız olmasa, Rabbim ne diye size değer versin?'' mealindeki ayet de Allah ile kul arasındaki en kuvvetli bağın ve kulu Allah katında değerli kılan tek unsurun dua ve ibadet olduğunu göstermektedir.

    "Ey iman edenler, Allah 'ı çokça zikredin. Ve onu sabah akşam tesbih edin." mealindeki ayette, Allah'ı zikretmek, imanın bir gereği olduğuna işaret edilmiştir.

    Bütün Kur'an'da, "Allah" lafza-i celalin en çok zikredildiği sayfa, "Allah'ı çokça zikredin" ayetinin geçtiği yerdir. Yüce Allah'ın insanlara tavsiye ettiği bir hususu, bizzat kitabında fiili olarak uygulaması gerçekten manidardır.

    Bu tevafuk, Allah'ın vurguladığı hususun O'nun katında ne kadar büyük bir önem taşıdığının, kalp, dil ve bütün bir hayat boyunca Allah 'ı zikretmenin ne kadar karlı bir ticaret olduğunun göstergesidir. Hadis-i şeriflerde "Dua bir ibadettir."; diğer bir rivayette, "Dua, ibadetin özüdür.'' şeklinde ifade edilerek dua önemli bir ibadet olarak değerlendirilmiş ve bir kulluk simgesi olarak gösterilmiştir.

    Zikir, münacat ve dua, bir ibadet türü olduğuna göre, özellikle dünyevi maksatların karıştırılmaması gerekir. Sırf Allah'ın rızasını kazanmak için olmalıdır.

    Duanın en güzel yönü şudur: Dua eden adam bilir ki; Sonsuz merhamet sahibi bir yaratıcısı var ki onun sesini dinler, derdine derman yetiştirir, ona merhamet eder, O'nun gücü her şeye yetişir. Dilerse bir anda bütün isteklerini yerine getirir ve hiç kimse O'na engel olamaz. Çünkü O, bütün kainatın tek sultanıdır. Dünya ve ahiretin mutluluk kapılarını açacak anahtarların hepsi O'nun elindedir.

    Cevşen duası, Allah' a karşı yapılan en büyük bir münacattır. Böyle bir münacatta bulunan kişi, her şeyden önce gafletten sıyrılmalı, Yüceler Yücesi'nin huzurunda olduğunu düşünmelidir. Dolayısıyla duasının, bir papağan gibi tekrar yapmak değil kendi ihtiyacını Allah'a arzetmek olduğunun şuuruna varmalıdır. Akıl ve gönül duada aktif olarak görev almalıdır.

    Cevşen'i okurken -diğer ibadetlerde olduğu gibi- Allah'ın rızasını kazanmak ve ahiretin mutluluğuna ermekten başka dünyevi herhangi bir gaye güdülmemelidir. İbadetler Allah'ın emri olduğu için yapılır. Neticesi ise Allah'ın rızasını kazanmaktır. İnsana faydası ise ahiret hayatındaki mutluluktur. Dünyaya ait faydaları bizzat ibadetin bir gayesi olarak düşünmemek gerekir. O faydalar, özellikle zayıf kimselere birer teşvik edici olarak görülmelidir. Aksi takdirde ihlası kaçırır ve ibadetin önemli sevabından mahrum kalınır.

    Bu sebepledir ki yüz hasiyeti (faydası) bulunan Şah-ı Nakş-i Bend'in evradını ve bin hasiyeti bulunan Cevşen duasını vs. sırf bilinen faydalarından yararlanmak için okuyanlar, hiçbir zaman o faydaları göremeyecekler ve görmeye hakları da yoktur. Çünkü o faydaları görenler, o duaları Allah rızası için okuduktan sonra görmüş ve teşvik olsun diye haber vermişlerdir. Daha işin başında bizzat gözünü bu tür dünya ücretlerine çevirenlerin okuduklarının bir değeri yok ki geçmişteki salih insanların gördüğü o faydaları görsünler.

    Cevşen'i okumadan önce tövbe ve istiğfar ederek manen temizlenmelidir. Duanın başında ve sonunda Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)'e salavat getirmelidir. Çünkü salavat makbul bir duadır. Kabule mazhar olmuş iki dua arasındaki duanın da kabul edilmesi, Rahmeti sonsuz Allah'ın şanına yakışır. Mümkün olduğu takdirde Cevşen, namazlardan sonra özellikle sabah namazından sonra okunmalıdır. Dua, sürekli olarak her gün -tamamı veya hiç olmazsa, belirlenmiş bir bölümü- okunmalıdır. Hadis-i şerifte: "Amellerin en hayırlısı, az da olsa sürekli olarak yapılanıdır." buyurulmuştur.

    Arapça Metin ve Tercümeler

    Burada Arapça metin ve tercümeye dair göze çarpan birkaç noktaya da işaret etmek yerinde olacaktır:

    1) Öncelikle Arapça Cevşen metnine, çeviri bilim ve Arap dili/grameri açısından bir espri olması hasebiyle, bu dili çok iyi bilen ve metni hakikaten anlamanın ötesinde yaşayan, bu asırda Cevşen duasının İslam aleminin Sünni kesiminde de revaç bulmasını sağlayan Bediüzzaman Said Nursi'nin bir tespitini aktarmakla başlayacağız. Bediüzzaman'ın ilk talebelerinden Emekli Albay İbrahim Hulusi Yahyagil'den şöyle bir hatıra dinlemiştik:

    "Üstadım Bediüzzaman Hazretleri, dualarında "ecirna min'e-nnar" ifadesini kullanırken, 'nar' kelimesini dört elif miktarı uzatır ve her bir uzatmanın ayrı bir ateşe işaret ettiğini söylerdi. Bu dört ateşi ise: dünya ateşi, berzah (kabir) ateşi, kıyamet günü ateşi ve cehennem ateşi olarak değerlendiriyordu."

    2) On birinci (11) fıkranın ilk kelimesi, genellikle Cevşenlerde 'ya iddeti' şeklinde yer almıştır. Bu kelimeye genellikle doğru bir anlam olan 'hazırlık' manası verilmiştir. Ancak, bu mana 'iddet' kelimesi için değil 'uddet' kelimesi için geçerlidir.

    Birinci şekil, Tevbe suresinin 36.ayetinde "iddete'ş-şuhur" olarak geçmekte ve 'ayların sayısı' anlamında kullanılmaktadır.

    İkinci şekil ise yine aynı surenin 46. ayetindeki "ve lev eradu'l-huruce le eaddu lehu uddeten"ifadesinde yer almakta ve hazırlık anlamında kullanılmaktadır. Kur'an ifadesinin tam meali şöyledir: "Eğer onlar (savaşa) çıkmak isteselerdi, elbette bunun için bir hazırlık yaparlardı." Ancak Türkçe tercümelerdeki 'hazırlık' kelimesi, söz konusu yerde tam anlaşılmamaktadır. Kanaatimizce bu kelimenin burada 'dayanak/güven kaynağı' şeklinde tercüme edilmesi daha uygundur.

    Yaptığım Cevşen tercümesinin metninde bu kelimeyi 'uddet' olarak yazdırdık ve anlaşılması için söz konusu fıkrayı: 'Ey sıkıntı anımda güven kaynağım!' şeklinde tercüme ettik. [bk. Cevşen metni& tercümesi, Niyazi BEKİ]

    3) Otuz dört (34) ve kırk dördüncü (44) fıkralarda yer alan isimlerin ilk kelimelerinin "ya a'zamu, ya akrabu" şeklinde sonları ötreli (merfu) değil "ya a'zame min külli azim; ya akrabe min külli karib" şeklinde üstün (mansup) olarak yazılması gramatik açıdan daha uygundur. Çünkü, buralardaki nida (çağrı) şekli, kural olarak bu kelimelerin üstün olmalarını gerektirir. [Arapça dilbilgisine göre bu ifadeler, şibh-i muzaf bir manada oldukları için mansup olmaları gerekir.]

    Yapılan tercümelere gelince; hiçbir tercüme aslının yerini tutamaz. Hele Arapça gibi çok geniş ve zengin yapıya sahip olan bir dilin ifadelerini olduğu gibi tercüme etmek imkansız gibidir.

    Özellikle ifade tarzında çok değişik maksat ve manalar bulunan ilahi ve nebevi kaynaklı ifadelerin tam tercümesi bütün bütün imkansızdır.

    Bununla beraber, "Tamamı elde edilemeyen bir şeyin tamamını terk etmek doğru olmaz." prensibi gereğince bize düşen, bizden önceki değerli zatların yolunu takip etmek, bizden sonra gelecek olanlara da -elden geldiğince- iyi bir eser bırakmak ve her konuda sonsuz lütuflar sahibi Allah'a dayanıp güvenmektir.

    Bütün güzellikler, ilahi lütfun bir yansıması; tüm kusurlar ise insan olmamızın bir göstergesidir.

    Allah'tan, Cevşen hürmetine, bizi Cevşen sahibinin şefaatine mazhar etmesini diliyor; iyi hizmetlerde tevfikini lütfetmesini niyaz ediyoruz.


    CEVŞEN KAÇ BÖLÜMDEN OLUŞUYOR

    Cevşen-i Kebir duası 100 bölümden (bab) oluşur. Her babda Allah’ın Esma-ül Hüsna ve sıfatlarıyla tavsif edildiği 10 parça bulunur. Her babın sonunda Allah’ın aczden ve şerikten münezzeh olduğunu ifade eden ve cehennem ateşinden Allah’a sığınılan dua yer alır;”Sen bütün kusurlardan, aczden ve şerikten mukaddessin. Senden başka ilah yok ki, bize meded etsin. Aman diliyoruz. Bizi azap ateşinden ve cehennemden halas et!”. Duanın geneline bakıldığında Allah’ın isim ve sıfatlarının sıkça tekrarlandığı ve Rabb’e onun isimleriyle yönelindiği görülür. İstiaze, yani ateşten ve azaptan Allah’a sığınma da Cevşen’de önemli yer tutar.

    Duanın tamamı Allah’a ait 250 isim ile 750 sıfat ve münacatı kapsar. Bütün bu münacatların ana gayesi duanın muhtevasından ve her faslın sonunda tekrarlanan “hallisna/ecirna mine’n-nar” ifadesinden de anlaşılacağı gibi, dünya afetlerinden ve ahiret azabından kurtuluş için yalvarmaktır.