Çanakkale Zaferi Kompozisyonları

Konusu 'Eğitim Konuları' forumundadır ve Adile tarafından 23 Ekim 2013 başlatılmıştır.

  1. Adile

    Adile Admin


    Çanakkale

    Çanakkale’nin ismini ne zaman duyduğumu tam olarak hatırlamıyorum. Okul hayatımın ilk yıllarında senede bir 18 Mart’ta Çanakkale şehitlerini anıyorduk. Acaba Çanakkale neydi? Niçin Önemliydi.

    Çanakkale’yi milli şairimiz Mehmet Akif’in mısralarında tanıdım ve o ruhu o mısralarda hissettim. Çanakkale’nin basit bir şehir olmaktan öte, bir değer olduğunu altıncı sınıfta öğretmenimizin bizi Çanakkale’ye götürdüğünde anladım.

    Şehre sabaha karşı girdik ve sonra arabamızla iskeleye yaklaştık. İçim hiç olmadığı şekilde merakla doluydu. Anlatılanları tam olarak yerinde görmek istiyordum. İlk defa böyle bir merak içindeydim.

    Hava hafif bahar esintisiyle aydınlanmaya başladıkça boğazın derin sularının dalgalanması görünmeye başladı. Bu sular işte o her şeye şahit olan karanlık sular mı? diye düşündüm.

    Aracımız vapura bindirilerek karşıya geçirildi. İlk vardığımız yer Eceabat’tı ve rehberimiz anlatmaya başladı. Çıkartmayı, Koca Seyit Onbaşının destansı kahramanlığını, Nusret Mayın Gemisi’nin başarısını, Atatürk’ün şaha kalktığı mekânları tek tek gezdim. Burası tek kelimeyle Türk milletinin destanlar yazdığı bir yerdi.

    Şimdi 18 Mart’lar benim için çok daha müstesna bir yere sahip. Her ne zaman Çanakkale adını duysam tüylerim diken diken oluyor ve gözlerim yaşarıyor. Çünkü onlar benim atalarımdı ve bu vatanı kurtarmak adına Akif’in ifadesiyle: “Siper et gövdeni dursun bu hayâsızca akın.” sözünü yerine getirmek istercesine kendilerini feda edip akını durdurmuşlardı.

    Onlara çok ciddi vefa borcum olduğunu düşünüyorum. Artık hayatımda 18 Mart çok önemli bir gün olarak yer alacak. Şehit ve gazilerimize binlerce teşekkür…

    ÇANAKKALE'NİN YİĞİTLERİ

    Bir ömre bedeldir yaşananlar. Acılar, hüzünler, hasretler, ölüm korkusu.Hepsi tek cephede, tek yürekte bir olup ağıt yakıyordu askere. Her şey vatan içindi. O vakit dökülen kanlar geçmiş ile geleceğin bir çekişmesiydi aslında. Tek bir gözyaşı bile düşmemişti kara toprağa. Kanla kaplanmıştı toprak ama gözyaşı yoktu. Hepsi zehir olmuş akmıştı yüreklere.

    Yıl 1918 Yer Çanakkale. Türk askeri cebelleşiyor Anzak ile. Kurşunlar havada. Kime değerse ucu, söndürüyor bir bacayı daha. Ağlatıyor bir anayı, bir kadını. Eksiliyor bu dünyadan bir can, bir nefes, bir yürek, bir ses daha. Bir çocuk daha kahramanından, babasından oluyor Çanakkale Savaşı'nda. Toprak, dost düşman demeden alıyordu içine, uyutuyordu her dakika birini daha.

    Yıl 1918.Yer Çanakkale Birbirini tanımadan savaşıyor iki cephe. Bir tarafta Anzak askeri. Yurdundan sömürülüp getirilmiş savaşsın diye, bu topraklarda. O da şaşkın, o da perişan, o da aç, susuz.Kim ağlamıyor ki zaten bu olanlara.Diğer tarafta ise Türk askeri. O kadar onurlu geçmişinden sonra akıl almaz büyük bir kaosun ortasında bulmuş kendini. Her şey vatan, gelecek uğruna.

    Yıl 1918.Yer Çanakkale Türk ordusunun başında bir komutan ki bu komutan dünya ya bedel. Gözlerinin mavisinden denizler, saçlarının sarısından, buğday taneleri kaçar, utanır, sıkılır ben neden o kadar eşsiz değilim diye. Bu komutan zekası ile eşi benzeri görülmemiş Türk ulusu için gümüş tepside sunulmuş bir ödüldür. O Türk'ün sesi, geleceği, adımıdır. Her ananın oğlu, her çocuğun babasıdır. Daha haberi yoktur o vakit Türk'ün ama onun yapacaklarından minnet duymuştur her insan.

    Asker ölüm sessizliğiyle cebelleşiyor. Bir ışık, bir umut bekliyor. Yoruldu artık ellerin karşısında Çanakkale'nin yiğitleri. Sonlarını bekler olmuşlar ne kadar tüfek başında olsalar da. Bir umut filizi sığınmış her an her şey olabilir diye yürekte büyüyen hasret, özlem, korku duygusunun arkasına. Komutan buluyor bu filizi kargaşanın ardında ve tek sözüyle köküne su veriyor filizin 'Ben size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum!' Silkeleniyor Çanakkale'nin yiğidi. Ardında bıraktıklarını şöyle bir kez daha anıp onlar için zehir akıttıktan sonra içine karar veriyor vatan için ölmeye.

    Yıl 1918... Yer Çanakkale...Hava karanlık, hava sis, hava kasvet. Ağlıyor bulutlar bile. Her iki cephede de sefalet, acı. Her tetikte, her tüfekte bir acı, bir hikaye saklı.Hepsinin göğsünde bir fotoğraf. Güneş doğmaz, uğramaz olmuş bu topraklara. Bekliyor herkes.Çanakkale'nin yiğidi bitkin, yorgun. Ölüm melekleri nöbet tutuyor her bir askerin başında. Analardan bir gözyaşı düşüyor ki bin göz yaşına bedel. Ağlıyor oğluna. Kendi canından, parçasından ayrı kolay mı?

    Toprak kanla kaplanmış. Üşüyor asker. Yıl 1918... Yer Çanakkale... Helal süt emmiş bir yiğit doğruluyor yattığı yerden. Bir cesaret ki gidiyor topun tüfeğin başına. Melekler destek çıkmış kollarına. Toprak ısıtmış ayaklarını. Vatan uğruna, gözyaşının dökülmesine sebebiyet verdiği için özür borçlu olduğu anasının uğruna on askerin kaldıracağı ağırlıkta topu alıp çıkıyor basamakları ezile, büküle, bin bir zorlukla. Son bir derin nefes alıp fişekliyor topu ve gönderiyor askere ve yığılıyor yere Çanakkale'nin yiğidi Seyit Onbaşı. O acı çeke çeke uzanmışken yere bilmiyor tarihe adını altın harflerle yazdırdığını. O hiç doğmayan güneşi bulutların ardından gökyüzüne taşıdığını bilmiyor. Çanakkale'nin yiğitleri o topraklarda bir destan yazdılar ki dilden dile dolaştı. Türk ulusuna bir zafer bağışladı. O vakit onların yanında Mustafa Kemal vardı. 18 Mart günü Türk yeniden canlandı.