Cahit Sıtkı tarancı hayatı ve şiirleri

Konusu 'Biyografiler' forumundadır ve Adile tarafından 31 Ağustos 2015 başlatılmıştır.

  1. Adile

    Adile Admin

    4 Ekim 1910 tarihinde Diyarbakır'da Camii Kebir mahallesinde doğdu, 12 Ekim 1956 tarihinde Viyana (Avusturya)'da vefat etti. Gerçek adı “Hüseyin Cahit’tir”. İlkokulu Diyarbakır'da okudu.1931 yılında İstanbul'a Saint Joseph Lisesi'nde başladığı ortaöğrenimini Galatasaray Lisesi'nde tamamladı 1931-1935 yıllarında İstanbul’da Mülkiye Mektebi'nde ve Yüksek Ticaret Okulu'nda okudu. Yüksek öğrenimini 1938-1940 yıllarında Paris'te Sciences Politiques'te sürdürdü . Öğrenimi sırasında Paris Radyosu'nda Türkçe yayınlar spikerliği yaptı. Savaş sırasında kentin işgal edilmesi üzerine yurda geri döndü. 1944 yılında Ankara'da Anadolu Ajansı, Toprak Mahsulleri Ofisi ve Çalışma Bakanlığı’nda çevirmen olarak çalıştı. 1954 yılında felç geçirdi, sağlımi için götürüldüğü Viyana'da yasama veda etti. Kabri Ankara’dadır. Hece ölçüsünün olanaklarını genişletti; içtenlik, yalınlık ve akıcı bir söyleyişin egemen olduğu; ask, doğa sevgisi, geçmiş, ölüm, özlem, yalnızlık, yasama sevinci gibi izleklerin işlendiği şiirlerinde şairanelikten ve şiirsellikten vazgeçmedi. Fransız sairlerinden, özellikle Baudelaire ve Verlaine'den etkilenmiştir.



    BUGÜN CUMA

    Bugün cuma;
    Büyükannemi hatırlıyorum,
    Dolayısıyla çocukluğumu,
    Uzun olaydı o günler!
    Yere düsen ekmek parçasını
    Öpüp başıma götürdüğüm günler!
    O zaman inandığım gibi,
    Sahiden bir öbür dünya varsa eger,
    Orada da cumaysa bugün,
    Başında bulutlardan beyaz örtüsü,
    Büyükannem namaz kılmaktadır,
    Namahrem eli degmez seccadesinde;
    Mekkei Kükremeden getirilmiş.
    Dilerim duasında unutmasın beni;
    Günahkar olduğumu hatırlayarak.


    ÇOCUKLUĞUM

    Affan Dede'ye para saydım
    sattı bana çocukluğumu
    artık ne adım var ne yaşım
    bilmiyorum kim olduğumu
    hiçbir şey sorulmasın benden
    haberim yok olan bitenden

    bu bahar havası bu bahçe
    havuzda su şırıl şırıldır
    uçurtmam bulutlardan yüce
    zıpzıplarım pırıl pırıldır
    ne güzel dönüyor çemberim
    hiç bitmese horoz şekerim


    GÜN EKSİLMESİN PENCEREMDEN

    Ne doğan güne hükmüm geçer,
    Ne halden anlayan bulunur;
    Ah aklımdan ölümüm geçer;
    Sonra bu kus, bu bahçe, bu nur.
    Ve gönül Tanrısına der ki:
    - Pervam yok verdiğin elemden;
    Her mihnet kabulüm, yeter ki
    Gün eksilmesin penceremden!

    OTUZ BEŞ YAŞ ŞİİRİ
    Yaş otuz beş!Yolun yarısı eder.
    Dante gibi ortasındayız ömrün.
    Delikanlı çağımızdaki cevher,
    Yalvarmak,yakarmak nafile bugün,
    Gözünün yaşına bakmadan gider.

    Şakaklarına kar mı yağdı ne var!
    Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
    Ya gözler altındaki mor halkalar?
    Neden böyle düşman görünürsünüz;
    Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

    Zamanla nasıl değişiyor insan!

    Hangi resmime baksam ben değilim.
    Nerde o günler,o şevk;o heyecan?
    Bu güler yüzlü adam ben değilim;
    Yalandır kaygısız olduğum yalan.

    Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
    Hatırası bile yabancı gelir.
    Hayata beraber başladığımız
    Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
    Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

    Gökyüzünün başka rengi de varmış!
    Geç farkettim taşın sert olduğunu.
    Su insanı boğar,ateş yakarmış!
    Her doğan günün bir dert olduğunu,
    İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

    Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
    Her yıl biraz daha benimsediğim.
    Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
    Nerden çıktı bu cenaze?Ölen kim?
    Bu kaçıncı bahçe gördüğüm tarumar?

    Neylersin ölüm herkesin başında.
    Uyudun uyanmadın olacak.
    Kimbilir nerde,nasıl,kaç yaşında?
    Bir namazlık saltanatın olacak.
    Taht misali o musalla taşında.