Biz Sadece Kur'an'a Bakarız Diyenlere Sahabeden Cevap

Konusu 'Dini bilgiler' forumundadır ve vertyucek tarafından 8 Temmuz 2017 başlatılmıştır.

  1. vertyucek

    vertyucek Kayıtlı Üye

    Biz Sadece “KU’RAN”a Bakarız Diyen Hadis İnkarcılarına Reddiye!


    İmam-ı Beyheki Delail kitabında şöyle rivayet eder:

    “Eshab-ı kiramdan İmran bin Husayn (Radıyallahü anh), şefaatle ilgili bazı hadisler nakleder. Oradakilerden biri der ki:

    - Siz hadisler bildiriyorsunuz, fakat biz bunlarla ilgili Kur’anda bir şey bulamıyoruz.

    İmran bin Husayn hazretleri buyurur ki:

    - Sen Kur’anı okudun mu?

    - Evet.

    - Kur’anda sabah namazının farzının iki, akşamınkinin üç, öğle, ikindi ve yatsının farzının ise dört rekat olduğuna rastladın mı?

    - Hayır.

    - Peki bunları kimden öğrendiniz? Bizden [Eshab-ı kiramdan] öğrenmediniz mi? Biz de Resulullahtan (SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM) öğrenmedik mi? Peki Kur’anda kırk koyunda bir koyun, şu kadar devede şu kadar, şu kadar paraya şu kadar dirhem zekat düştüğüne rastladın mı?

    - Hayır.


    - Öyleyse bunları kimden öğrendiniz? Bizden öğrenmediniz mi? Biz de Resulullahtan (SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM) öğrenmedik mi? Hac suresinde (Eski evi [Kabe’yi] tavaf etsinler) âyetini okumadınız mı? Peki orada Kabe’yi yedi defa tavaf edin diye bir ifadeye rastladınız mı?

    - Hayır.

    - Allahü teâlânın Kur’anda şöyle buyurduğunu duymadınız mı? (Peygamber size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa da ondan kaçının.) [Haşr 7]

    Hz. İmran (RADIYALLAHU ANH) daha sonra buyurur ki: Sizin bilmediğiniz bizim Resulullahtan (SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM) öğrendiğimiz daha çok şey vardır.”

    Sonra Şunu Okudu , (Size, âyetlerimizi okuyacak, sizi her kötülükten arıtacak, size kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek aranızdan, bir Resul gönderdik.) [Bakara 151]

    İmam-ı Şafii hazretleri,(RADIYALLAHU ANH) (Bu âyetteki (üstteki ayet)in hikmetten maksat, Resulullahın sallallahu aleyhi vessellem sünnetidir. Önce Kur’an zikredilmiş, peşinden hikmet bildirilmiştir. buyuruyor.

    Kur’an-ı kerim açıklamasız öğrenilseydi, Peygamber efendimize, (tebliğ et yeter) denilirdi, ayrıca (açıkla) denmezdi. Halbuki, açıklanması da emredilmiştir. İki ayet meali şöyledir:

    (Kur’anı insanlara açıklayasın diye sana indirdik.) [Nahl 44]

    (Biz bu Kitabı, hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklayasın ve iman eden bir kavme de hidayet ve rahmet olsun diye sana indirdik.) [Nahl 64]

    Bu âyet-i kerimeler, açıklamayı gerektiren âyetlerin bulunduğunu gösterdiği gibi, bunu açıklamaya Resulullah efendimizin (SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM) yetkisi olduğunu da göstermektedir. Kur’an-ı kerimde her bilgi açık değildir. Peygamber efendimiz (SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM) bunları vahiy ile öğrenmiş ve ümmetine bildirmiştir. İki hadis-i şerif meali de şöyledir:

    (Bana Kur’anın misli kadar daha hüküm verildi.) [Ahmed İbni Ahmed]

    (Cebrail aleyhisselam, Kur’an ile beraber açıklaması olan sünneti de getirdi.) [Darimi]

    İmam-ı Şarani diyor ki:

    Ma’lûmdur ki, Sünnet Kitâb üzere kaziyedir(önerme). Aksi değildir. Zira sünnet, Kur’ân-ı kerîmdeki icmallerin(özet) açıklanmasıdır. Müctehid imamlar, sünnetteki icmalleri bize açıklıyan âlimler olduğu gibi, onlara uyan âlimler de, onların sözlerindeki icmalleri bize açıklarlar ve bu kıyamete kadar böyle devam eder.

    Üstadım Aliyyülhavas’dan (rahimehullah) duydum. Buyurdu: Sünnet bize Kur’ândaki icmalleri bildirmeseydi, âlimlerden hiçbiri, fıkıhdaki sular ve abdest bahislerindeki hükümleri çıkaramaz, sabah namazının farzının iki, öğle, ikindi ve yatsının farzlarının dört, akşam namazının farzının üç olduğunu, bilemezdi. Aynı şekilde hiçbir kimse kıbleye dönüldükte yapılan düâda, iftitahda ne söyleneceğini bilemezdi. Tekbîrin nasıl olduğunu, rükû’ ve sücûd tesbihlerini, ta’dili erkânı, teşehhüde oturdukta ne okunacağını bilemezdi. Aynı şekilde bayram namazlarının nasıl kılınacağını, ay ve güneş tutulması namazlarını, cenaze, yağmur duası namazları gibi daha çok şeyleri kimse bilemezdi.

    Bunun gibi, zekâtın nisabını, orucun ve haccın şartlarını, alış veriş, nikâh, yaralama, kadılık ve fıkhın diğer bâblarının hüküm ve esaslarını bilen olmazdı.(yani hadis ve sünnet olmasa Hazreti İslamı kimse bilemez ve yaşayamazdı!!!)1

    İmrân bin Husayn’e (RADIYALLAHU ANH) bir kimse, bizimle yalnız Kur’ânla konuş dedikte, İmrân ona: (Sen tam ahmaksın. Kur’ân-ı kerîmde farzların rek’atlarının sayısı açık olarak var mı? Yahud bunda sesli okuyun, diğerinde sessiz deniyor mu?) buyurdu. O kimse hayır dedi. İmrân bu sözü ile onu susturdu.Yine Beyhakî Sünen’inde Müsâfir namazı bölümünde, hazreti Ömer’den (radıyallahü anh) bildirir: Hazret-i Ömere yolculukta namazın kasr edilmesi, ya’nî dört rek’atlı farzları iki rek’ât olarak kılmaktan soruldu ve: «Biz, azîz kitabda korku namazını buluyoruz, fakat seferî namazı bulamıyoruz» denildi. Sorana: «Ey kardeşimin oğlu [yeğenim], Allahü teâlâ bize Muhammed aleyhisselâmı gönderdi. Biz bir şey bilmeyiz. Ancak biz, Resûlullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) yaptığını gördüğümüz şeyi yaparız. O, seferde, 4 rekatlı farzları iki kılardı. Onu teşrî’ eden (yasalarını koyan) Resûlullahdır (sallallahü aleyhi ve sellem)» buyurdu. Bu sözü iyi düşün. Çünkü çok güzeldir.

    İmam-ı Süyuti (radıyallahü anh) diyor ki:

    “Şunu bilesiniz ki, usül ilminde maruf olan şartları taşıyan -kavlî(sözlü) olsun fiilî(eylem-hareket) olsun- hadisler hüccetdir. Resulullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) bu hadislerini inkar eden kimse küfre girer ve İslam dairesinden çıkar, yahudilerle, hıristiyanlarla veya Allahü teâlânın murad ettiği diğer kâfir fırkalarla beraber haşrolunur.” (Miftahu’l-cenne, s.18)

    Mehazlar:

    1. İmam-ı Süyuti, (radıyallahü anh) Miftahu’l-cenne fi’l-ihticac bi’s-sunne (Sünnetin İslamdaki Yeri), Rağbet Yayınları, İst. (Tercüme: Doç Dr. Enbiya Yıldırım)

    2. İmam-ı Şarani, (radıyallahü anh) Mizan-ül Kübra (Dört Hak Mezhebin Büyük Fıkıh Kitabı), Berekat Yayınevi, İst. (Tercüme: A. Faruk Meyan).

    Hazırlayan: Murat Yazıcı

    1 Parantez içindeki söz yani (yani hadis ve sünnet olmasa Hazreti İslamı kimse bilemez ve yaşayamazdı!!!) bana nacizane aittir.