Azrail'in Güzelliği

Konusu 'Kelime-i şehadet' forumundadır ve Eylül tarafından 13 Ekim 2013 başlatılmıştır.

  1. Eylül

    Eylül Moderatör

    Azrail (a.s) Güzel görünmesi


    Ben, 40 yıllık bir kanser uzmanı olarak maddeyi aşan sayısız olayla
    karşılaştım ve bunları, o olaya şahit olanlarla birlikte belgeleyerek
    özel bir arşiv yaptım. Bunlardan 1976 yılında yaşanmış bir olayı size
    nakletmek istiyorum.
    Kanser hastanesinde başhekimken Serap adında genç bir hanım hastam
    vardı. Bu hastam göğüs kanserine yakalanmış ve tedavi için yurt dışına
    gitmek istemesine rağmen, bazı formaliteler sebebiyle o imkanı
    bulamamıştı. Serap'ı özel bir ilgiyle bizzat ben tedavi altına aldım.
    Ve kısa bir süre sonra da iyileştiğini gördüm. Ancak Serap'ın da bütün
    diğer kanserliler gibi ilk 5 yıllık süreyi çok dikkatli geçirmesi
    gerekiyordu. Bir iş kadını olan Serap, 4 yıl kadar sonra 1 ihale için
    İzmir'e gitmek istedi. Kışaylarında olduğumuz için uçakla gitmesi
    şartıyla kabul ettim. Maalesef bilet bulamamış ve benden habersiz
    bindiği otobüsün kaza geçirmesi üzerine 6 saat kadar mahsur kalmış.
    Dönüşünden kısa 1 süre sonra kanser, kemik ve akciğerine yayıldı. Serap
    bacak kemiklerindeki metastaz nedeniyle yürüyemez hale gelirken,
    hastalığın akciğerdeki tezahürü sebebiyle de devamlı olarak oksijen
    cihazı kullanıyor ve söylediği her kelimeden sonra ağzını o cihaza
    yapıştırarak nefes almak zorunda kalıyordu. Evine gittiğim gün, yine
    güçlükle konuşarak:

    -''Doktor bey,'' dedi. ''Ben size...dargınım.'' ''Niçin?" diye sordum.

    -"Siz...dindar bir insanmışsınız. Niçin bana da, ALLAH 'ı, ölümü,
    ahireti anlatmıyorsunuz?"

    Dini inançlarının çok zayıf olduğunu bildiğim için bu teklifi karşısında
    oldukça şaşırdım. O'nu üzmemeye çalışarak:
    --"Doktora ulaşmak kolaydır'' dedim. ''Parayı bastırdın mı istediğine
    tedavi olursun. Ancak iman tedavisi için gönülden istek duymalısın..."

    Konuşmaya mecali olmadığından "Ben o isteği duyuyorum" manasında başını
    salladı. Artık ümitsiz bir tıbbi tedavinin yanı sıra, ebedi hayatın ve
    saadetin reçetesi olan iman derslerimiz başlamış ve dersler
    "hızlandırılmalı öğretime" dönmüştü. Anlattığım iman hakikatlarını bütün
    ruhuyla meczediyor ve arada bir soru soruyordu.Vefatına bir hafta
    kala:

    -"Doktor bey,'' dedi. ''Ben ölürken ne söylemeliyim?"

    -"Senin durumun çok özel" dedim. ''Kelime-i Şehadet sana uzun gelir. O
    anı farkedince ''Muhammed'' (s.a.v) sana yeter."

    O, haliyle tebessüm ederek yine başını salladı. Çok ıstırabı olduğu için
    Serap'a sürekli morfin yapıyor ve O'nu uyutmaya çalışıyorduk. Ben, bir
    iş seyahati sebebiyle bir müddet ziyaretine gidemedim. Dönüşümde annesi
    telefon ederek:

    -"Serap, bir haftadır morfin yaptırmıyor." dedi. "Sabahlara kadar
    inliyor ve çok ıstırap çekiyor. Hemen eve gittim ve iğne yaptırmamasının
    sebebini sordum. Aldığım cevabı hala unutamıyor ve hatırladıkça
    ürperiyorum. "Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda yakalanır ve son
    nefeste "Muhammed" diyemezsem?.

    İşte Serap, böyle bir hanımdı. Bu arada benden istihareye yatmamı ve
    eğer bir kaç gün daha ömrü varsa , son günü uyanık kalacak şekilde
    morfin yaptırılmasını rica etti. Ben hiç adetim olmadığı halde cuma
    gününe rastlayan o gece istihareye yattım ve Serap'ın acizliği hürmetine
    sandığım salı gününe kadar yaşayacağına dair işaret sezdim.

    Ertesi gün O'na:

    -"Hiç korkma!" dedim. "İğneyi vurdurabilirsin

    Ve Serap bir veda niteliği taşıyan bu görüşmemizde son sorusunu da
    sordu:

    -"Doktor bey...Azrail bana nasıl görünecek?"

    -"Kızım," dedim. "O bir melek değil mi? Hiç merak etme, sana yakışıklı
    bir prens gibi gelecektir."

    Salı günü Serap'ın ağırlaştığı haberini alınca hemen eve gittim.Ancak
    vefatına yetişememiştim. Ailesi tam manasıyla perişandı. Sadece
    kendisine uzun müddet bakan dindar bir hanım akrabası ayaktaydı ve beni
    görünce yanıma gelerek:

    -"Doktor bey, biliyor musunuz, bu evde biraz önce bir mucize yaşandı!"
    dedi ve devam etti:

    -Serap, bir saat kadar önce oksijen cihazını attı ve "yataktan kalkması
    imkansız" denmesine rağmen kalkarak abdest aldı, iki rekat namaz
    kıldı.Bütün ev halkı hayretten donup kaldık. Ve kelime-i Şehadet
    getirerek vefat etmeden biraz önce de:

    -Doktor bey'e söyleyin, dedi. Azrail, O'nun söylediğinden de güzelmiş!


    Onk. Dr. Haluk Nurbaki'den gerçek bir hatıra...