ANKEBUT SURESİ İle İlgili Bilgiler

Konusu 'Kuran-ı Kerim ayetleri' forumundadır ve Adile tarafından 18 Ocak 2018 başlatılmıştır.

  1. Adile

    Adile Admin

    ANKEBUT SURESİ

    (سورة العنكبوت)
    Kur’an-ı Kerim’in yirmi dokuzuncu suresi.


    Mekke devrinde nazil olmuştur. Bazılarına göre hicretten önce Mekke’de nazil olan son suredir. Altmış dokuz ayettir. Fasılası (ر، ن، م) harfleridir.

    Sure, ismini kırk birinci ayette geçen ve “örümcek” anlamına gelen el-ankebut kelimesinden alır. Bu ayette Allah’tan başkasına güvenenlerin durumu, ördüğü ağa güvenen örümceğin haline benzetilir ve ağdan ibaret olan örümcek evinin evlerin en çürüğü olduğu açıklanır. Müminlerin Allah’a güvenmeleri, O’nun emirleri doğrultusunda hareket etmeleri gerektiğine dikkat çekilir.

    Bir önceki Kasas suresinde (ayet 85) Hz. Peygamber’in, bu surede ise (ayet 56) müminlerin hicretine işaretler bulunmaktadır. Bu durum, her iki surenin hicret sırasında yakın aralıklarla nazil olduğuna delil sayılmaktadır. Ayrıca ele alınan konuların başlangıç ve sonucu açısından da iki sure arasındaki mana ilişkisi dikkat çekmektedir. Önceki surenin son ayetlerinde en güzel akıbetin takva ehline ait olduğu müjdelenir; bu surenin ilk ayetlerinde ise takva ehli olmanın yolları gösterilir; yalnızca “iman ettik” demenin kafi gelmeyeceği, inanmanın insana birtakım sorumluluklar yüklediği, yüce hedeflere ulaşmanın azim ve irade, sabır ve sadakat, samimiyet ve gayrete bağlı bulunduğu önemle hatırlatılır.

    Başında huruf-i mukattaa* bulunan surelerin hepsi vahiy ve nübüvvetin ispatıyla ilgili ayetlerle söze başladığı halde yalnızca üç tanesi, Meryem, Rum ve Ankebut sureleri bu genel üslubun dışında kalır. Meryem suresi Hz. Zekeriyya’nın, Rum suresi, uğradığı mağlubiyetten sonra Bizans’ın yakın bir gelecekte kazanacağı zaferin müjdesiyle başlamaktadır. Bu sure ise müminlerin birtakım fitne ve belalara uğratılıp imtihana çekileceklerini bildiren ayetlerle başlar ve kendisinden sonra yine başında “elif-lam-mim” bulunan diğer üç sure ile birlikte bir grup oluşturur. Bu sureler grubunun ortak konusu, Arabistan gibi çorak bir bölgeden yeni bir dinin ve yeni bir ümmetin meydana çıkmak üzere olduğunu haber vermektir.

    Ankebut suresi birbiriyle ilişkili çeşitli konuları ihtiva etmektedir. İlk ayetlerde (1-9) insanların yalnızca “iman ettik” demekle kurtulamayacakları, müminlerin dünya hayatında inançları uğruna çektikleri sıkıntılarının da birer imtihan olduğu, böylece gerçek müminlerle münafıkların ortaya çıktıkları, daha önceki peygamberler ve onlara inananların da çok zorlu belalara uğratıldıkları ve imtihana çekildikleri, eskiden beri din yolunda kuvvetlilerin zayıfları ezmeye kalkıştıkları, çeşitli tuzaklarla ve yalan vaadlerle onları dinlerinden döndürmeye çalıştıkları, müminlere amellerinin daha güzeli ile karşılık verileceği, kafirlere ise uydurdukları şeylerden dolayı hesap sorulacağı bildirilmiştir. Bu ilk ayetlerin arkasından münafıklardan söz edilmiş ve onları bekleyen acı sona işaret edilmiştir (ayet 10-13). Daha sonra (ayet 1422), inanmak istemeyenlerin her zaman peygamberlere düşman oldukları ve onları göçe zorladıkları, fakat sonuçta kafirlerin ilahi cezaya çarptırıldıkları, nitekim yeryüzünde görülen şehir harabeleri ve o eski görkemli yapıların, gerçeklere kulak tıkayan, azgınlık yapıp yoldan çıkan ve bu yüzden helak olan inkarcı kavimlerden geriye kalmış ibretli eserler olduğu ifade edilmiş; Allah’ın yaratılışı tekrar tekrar yenileyerek vücuda getirdiğine ve O’nun hükmünden kaçıp kurtulmanın mümkün olmadığına dikkat çekilmiştir. Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Lut gibi bazı peygamberlerin kıssalarına temas edilen ayetlerde (23-44) ise aklı olanların ibret alacağı olaylar ve acı sonuçları gözler önüne serilerek müminlere güven ve ümit verilmiş, imansızlara ve zalimlere de başlarına gelecek felaketler ve musibetler hatırlatılmıştır.

    Allah’ın vahiy yoluyla insanları aydınlatması, onları kötü yollardan ve bilgisizliğin karanlığından korumak içindir. Müminler kitabı okuyarak ve ibadet edip namaz kılarak arınırlar, ruhen yükselip olgunlaşırlar. Ehl-i kitap olanlar, müşrikler gibi inatçı ve inkarcı değillerdir. Onlar kitap ve vahyin ne olduğunu bilir ve anlarlar. Peygamber, Kur’an’dan evvel herhangi bir kitap okumuş değildir, üstelik yazı yazmayı da bilmiyordu. Kur’an’da iman edenler için hem rahmet, hem de öğüt vardır (ayet 45-51).

    Batıl ve anlamsız şeylere inanıp Allah’ı inkar edenler zarara uğrayacaktır. Allah huzurunda her şey gün gibi açığa çıkacaktır. Kafirler, Hz. Peygamber’den azabın kendilerine hemen gelmesini istediler. Halbuki azabın muayyen bir vakti vardır ve onlara ansızın gelecektir. Herkes ölümü tadacak ve Allah’ın huzurunda hesap verecektir. Müminlerin, yurtlarından ayrıldıkları takdirde geçim sıkıntısı ve açlık korkusuna kapılmaları için bir sebep yoktur. Çünkü Allah kullarından dilediğine rızkı bol bol verir, dilediğine de darlaştırır. Gökten yağmur indirip ölü toprağa can veren de O’dur (ayet 52-63).

    Allah’a ve ahiret gününe iman edenler bu dünyanın geçici olduğunu bildikleri için daima Hakk’ın rızasını gözetirler, ahiret hayatına önem verirler. Onlar darda kaldıkları zaman Allah’a yalvaran, rahata kavuştukları anda Allah’ı bırakıp puta tapanlara benzemezler. Allah’a karşı yalan uydurandan ve gerçek kendisine açıklandıktan sonra onu inkar edenden daha zalim bir kimse olamaz (ayet 64-68).

    Ankebut suresi, Allah’a inanan ve Allah yolunda sıkıntılara göğüs geren gerçek müminlerin Allah’ın himayesinde olduklarını ve Allah katında yüksek bir mevkiye sahip bulunduklarını müjdeleyen ayetle sona erer.