Allah'a ulaştıran en kısa yol

Konusu 'Dini sohbetler' forumundadır ve Lasey tarafından 11 Ocak 2017 başlatılmıştır.

  1. Lasey

    Lasey Admin

    Gönül alemi de, tıpkı zahiri alemler gibi uçsuz bucaksız bir tefekkür sahasıdır.

    Mevlana Hazretleri’nin şu kıssası, murakabenin, yani iç alem üzerinde tefekkürün ehemmiyetini ne güzel ifade eder:

    “Bir sufi, neşelenip tefekküre dalmak için müzeyyen bir bahçeye gider. Bahçenin rengarenk tezyinatı karşısında mest olur. Gözlerini kapayarak murakabe ve tefekküre dalar. Orada bulunan gafil bir kişi, sufiyi uyur zanneder. Onun bu haline hayret eder, canı sıkılır. Sufiye:

    «–Ne uyuyorsun? Gözünü aç da üzüm çubuklarını, çiçek açmış ağaçları, yeşermiş çimenleri seyret! Allah’ın rahmet eserlerine nazar et!» der.

    Sufi de ona şöyle cevap verir:

    «–Ey gafil! Şunu iyi bil ki, rahmet-i ilahiyyenin en büyük eseri gönüldür. Onun dışındakiler bu büyük eserin gölgesi mesabesindedir. Ağaçlar arasında bir dere akıp gider. Onun berrak suyunda iki tarafın ağaçlarının akislerini görürsün… Su içine aksedip görülenler, hayali bir bağ-bahçedir. Asıl bağ ve bahçeler, gönüldedir. Çünkü gönül, nazargah-ı ilahidir. Onların zarif ve latif akisleri, su ve çamurdan olan dünya alemindedir. Eğer bu alemdekiler, gönül alemindeki o neşe selvisinin aksi olmasaydı, Cenab-ı Hak bu hayal alemine aldanış mekanı demezdi. al-i İmran Suresi’nin 185. ayet-i kerimesinde:

    «…(Bu) dünya hayatı, aldanma metaından başka bir şey değildir.» buyrulur.

    Gafil olanlar ve dünyayı cennet zannederek «Cennet budur! » diyenler, bu derenin görüntüsüne kananlardır. Asıl bağ ve bahçelerden, yani evliyaullah’tan uzakta kalanlar, o hayale meylederek aldanırlar. Bir gün bu gaflet uykusu nihayete erer. Gözler açılır, hakikat görülür. Fakat son nefeste o manzaranın ne faydası olur? Ne mutlu o kimseye ki, ölmeden evvel ölmüş, onun ruhu, bu bağın hakikatinden koku almıştır…”

    Murakabe; Allah’a ulaşmak, ilim, irfan, sır ve hikmet elde etmek için mühim bir yoldur. Hatta tasavvuftaki manevi terakki yollarının en kıymetli ve feyizli olanlarındandır.

    Murakabe yapmak isteyen mü’min, önce kalbini buna hazırlar, namazdaymış gibi oturup, başını dizlerine doğru eğer. Bu vaziyette bütün dikkatini teksif ederek Hakk’a yönelir ve bu halet-i ruhiye içinde; “Allah daima beni görüyor, O her an benimle beraberdir, bana benden daha yakındır.” İnancını tefekkür eder. Bunun neticesinde her şeyi kuşatan ilahi nur, onun gönlüne de akmaya başlar.

    Muhammed Hadimi Hazretleri, murakabenin, rabıta yoluyla da yapılabileceğini söyler. Bunun neticesinde bazı ilahi hikmetler tecelli eder. (Hadimi, Risale fi Usuli’t-Tarika, vr. 139a)

    Murakabe, aşk ehli nazarında, kişiyi Allah’a yaklaştıran en kestirme yoldur. Nitekim kalben Allah’a yönelmek, sair azalarla yönelmekten daha tesirli ve daha mühimdir. Zira kalp ile herkes her an Rabbine kolayca yönelebilir. Halbuki, ihtiyarlık ve hastalık gibi durumlarda aza ile amel güçleşir.

    Hikmet ehli:

    “Bir nefes Cenab-ı Hakk’ın huzur ve murakabesiyle olmak, mülk-i Süleyman’a sahip olmaktan daha yüce ve evladır.” demişlerdir.

    Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in haber verdiğine göre; hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Cenab-ı Hak, bazı kullarına Arş’ının gölgesinde ikram edecektir. Bu bahtiyarlardan biri de, yalnız başına kalıp tenhalarda Allah Teala’yı hatırlayan ve duygulanarak gözyaşı döken mü’mindir. (Bkz. Buhari, Ezan, 36; Müslim, Zekat, 91)