Allah yerlerin ve göklerin nurudur

Konusu 'Dini bilgiler' forumundadır ve Beyza tarafından 26 Ekim 2013 başlatılmıştır.

  1. Beyza

    Beyza Moderatör

    Allah yerlerin ve göklerin nurudur
    [​IMG]
    Allah yerlerin ve göklerin nurudur
    "Allah semavat ve arzın nurudur." (Nur sûresi, 24/35)

    Varlığı günyüzüne çıkaran, kâinatın bu yüzünü-öbür yüzünü ortaya çıkaran; onu temâşâ edilen bir meşher ve okunan bir kitap hâline getiren, gözlere ışık, gönüllere inşirah veren mânâlarla vicdanlarımızı besleyen O'dur. O'nun nurunun olmadığı yerde göz görmez, basiret idrak etmez; ilimler evhama, hakikatler farazî şeylere karışır ve mevcudat mânâsı anlaşılmayan bir kaosa dönüşür; ne dimağlarda oturmuş bir ilim felsefesi, ne de sinelerde bir mârifet ziyası hâsıl olur.

    Âfâk ve enfüsün birleşik noktasında ilimden imana, imandan mârifete, mârifetten daha derin bir kulluk şuuruna ulaşmak ancak göklerin ve yerin veya göktekilerin ve yerdekilerin nuru ya da münevviri bulunan Hz. Münevvirü'l-Envâr ile mümkün olacaktır.

    Gökte güneş veya güneşler, yerde renkler ve güzellikler, gönüllerde basiret, idrak ve bu çekirdekler üzerinde neşv ü nema bulan mârifet, muhabbet ve aşk u şevkler; dimağda düşünme, muhakeme, mantık ve değişik istidlal yollarıyla hakikate ermeler hep bu nur sayesinde gerçekleşmektedir.

    İnsanın basarı, renkleri, renkler arasındaki tenasübü her şeydeki âhengi ve umumî âhenk içindeki ezelî şiiri görür ve bir bilgi hâlinde kalbe havale eder; basiret de bu parça bilgileri veya küllî malumatı yeniden tahlil ve terkibe tâbi tutarak onları mârifete çevirir. Hakk'a intisap ve her şeye O'nun nur ve mârifetiyle bakmak, bir damla olan insan hakikatini derya, bir zerre olan insan mârifetini güneş, bir hiç olan insan kalbini kâinatın nabzı hâline getirir. İnsan, basarıyla dünü, yarını, hatta her yanıyla bugünü bile görüp bilememesine karşılık, basiretiyle hem kendini hem de diğer bütün duyulup hissedilebilecek şeyleri; hem parçaları hem de bütünü; hem eşyayı hem onun hakikatini hem de kâinat ve hâdiselerin delâlet, işaret ve iş'arda bulunduğu Hakikatler Hakikati'ni duyar, hisseder ve derecesine göre yakînin bir mertebesiyle O'nunla münasebete geçer.