Ali İmran Suresi 159. Ayet Hangi Olay Üzerine İnmiştir

Konusu 'Kur'an-ı Kerim ayetleri' forumundadır ve Lasey tarafından 10 Kasım 2018 21:36 başlatılmıştır.

  1. Lasey

    Lasey Admin

    Katılım:
    4 Haziran 2014
    Mesajlar:
    6.305

    Ali İmran Suresi 159. Ayetinin Nuzül Sebebi

    Kur'an-ı Kerim'de iman ve ibadet konularının yanı sıra, özellikle insanlar arası ilişkilerin hangi esas ve ilkeler üzerine kurulması için neler yapılması gerektiği ile ilgili pek çok öğüt vardır. Bu tür öğütlerden biri de Al-i İmran suresinin 159. ayetinde bildirilir. İlgili ayette şöyle buyrulur:

    "O vakit Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandin! Şayet sen kaba, kati yürekli olsaydin, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi. Şu hâlde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah'a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever."

    Bu ayetin, Uhud Savaşı'nda Hz. Peygamber'in (s.a.v.) kendilerine verdiği görevi yerine getirmeyip Müslümanların istenmeyen bir sonuçla karşılaşmasına sebep olan sahabe ile ilgili olarak indiği rivayet edilir. Bilindiği gibi Hz. Peygamber (s.a.v.) Uhud'ta okçulardan her ne olursa olsun yerlerinden kesinlikle ayrılmamalarını istemişti. Ancak onlar savaş kazanıldı diyerek bulundukları konumu terk etmişlerdi. Onlar bu hareketlerinden dolayı Hz. Peygamber'den (s.a.v.) tenkit alacaklarını düşünürken aksine o, sahabeyi teseli edip affetmişti.

    Âli İmrân suresinin 159. ayetinde Hz. Peygamber'in (s.a.v.) şahsında bir insanın hem İslam'ı tebliğde hem de diğer konularda başarılı olabilmesi ile ilgili temel ilkeler verilmektedir. Bunlardan birincisi, insanlara kaba ve sert davranmak yerine onlara şefkat ve merhametle yumuşak bir şekilde muamele etmek, gerekirse hatalarından dolayı onları bağışlamaktır. İslam'ın eğitim metotlarından biri de affetmektir. Yerine göre af, cezadan daha etkili bir yoldur. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) yaptıkları hatadan dolayı arkadaşlarına karşi yumuşak ve merhametli davranması onlar üzerinde büyük bir etki bırakmıştır. Nitekim Uhud Savaşı'ndaki hataları affedilen sahabe bir daha böyle bir hata yapmamaya gayret göstermiş ve Hz. Peygamber'in (s.a.v.) emirlerine titizlikle uymuştur.

    İkinci ilke ise herhangi bir iş konusunda istişare etmektir. İstişare "herhangi bir iş hakkında sahasında güvenilir ve konunun uzmanı kişilerin görüşlerine başvurmak, onlarla görüş alışverişinde bulunmak" demektir. Ayette "iş hakkında onlara danış" ifadesiyle Hz. Peygamber'in (s.a.v.) şahsında bütün Müslümanlara ve özellikle yöneticilere, danışarak iş yapmaları emredilir. Onun için bir kişinin herhangi bir konuda doğruyu bulmasında istişare etmek önemlidir.

    Kişinin bir konuyu çevresindekilerle istişare etmesi kendi başarısında etkili olduğu gibi etrafındaki insanlara değer verdiğinin, onları sevip saydığının da bir göstergesidir. Böyle bir davranış, insanlar arasında yardımlaşma ve paylaşmaya katkı sağladığı gibi yeni yetişenlerin de bu beceri ve değerlerle donanmasını sağlar.

    Başarılı olma konusunda ayette verilen üçüncü ilke ise tevekkül etmektir. Tevekkül, "insanın, yapacaği işlerde kendisine düşen görevleri yapıp her türlü tedbiri aldıktan, yeterli ve gerekli çalışmaları en güzel biçimde yerine getirdikten sonra sonucu Yüce Allah'tan (c.c.) beklemesi" demektir.

    Al-i İmrân suresinin 159. ayetinde, bir işte gerekli istişareler yapıldıktan sonra artık iş hakkında elde edilen sağlam bilgilere göre bir karar verilmesi istenir. Çünkü kararsızlık iyi bir şey değildir. Böyle bir durum işlerin yapılmamasına neden olur. Karar verdikten sonra da Allah'a (c.c.) tevekkül etmek, yani ona güvenip dayanmak gerekir. Müslümanlara tevekkül etmeleri Kur'an-ı Kerim'de pek çok ayette öğütlenir. Bu ayetlerden anlaşılmaktadır ki tevekkül, görevin yerine getirilmesini Allah'a (c.c.) havale değil, gereğini yaptıktan sonra işi Allah'a (c.c.) bırakmaktır. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) devesini bağladıktan sonra mi yoksa onu salarak mı tevekkül etmiş olacağını soran bedeviye hitaben de "Önce deveni bağla, sonra Allah'a tevekkül et."(78) buyurması İslam'ın tevekkül anlayışını gösterir.

    Âl-i İmrân suresinin 159. ayetinden anlaşılmaktadır ki başarı için öncelikle yol, yöntem bilmek, istişare etmek, bunun sonucunda doğru karar verip ardından Yüce Allah'a (c.c.) güvenip dayanmak esastır. Başarı hiçbir zaman sebeplere yönelmeden kendiliğinden gelmez.