Ahmed Said-i Faruki

Konusu 'Eğitim Konuları' forumundadır ve Adile tarafından 19 Ekim 2013 başlatılmıştır.

  1. Adile

    Adile Admin

    Ahmed Said-i Faruki hayatı

    Ahmed Said-i Faruki Hindistan'da yetişen büyük velîlerden İsmi Ahmed Saîd olup, babasının ismi Ebû Saîd'dir. Nesebi İmâm-ı Rabbânî hazretlerine dayanır.
    Künyesi Ebü'l-Mekârim, lakabı Sirâc-ül-Evliyâ, evliyânın kandili ve ışığı olup, nisbesi Fârûkî, Müceddidî ve Serhendî'dir. 1802 (H.1217) senesi Ağustos ayında Hindistan'ın Rampûr şehrine bağlı Mustafa-âbâd beldesinde dünyâya geldi. 1861 ( H . 1277 ) senesinde Medine-i münevverede vefat etti ve Cennet-ül-Baki Kabristanına defnedildi .

    Ahmed Said-i Faruki , küçük yaşta ilim tahsiline yönelip , Kur 'an-ı kerimi ezberledi . Seyyid Abdullah-ı Dehlevi 'nin sohbet ve hizmetlerinde bulundu . Hocasının yanında tasavvufun yüksek derecelerine kavuştu . Zamanının alimlerinden din ve fen ilimlerini tahsil etti . Pek derin bir alim ve yüksek bir veli oldu . 32 yaşındayken hocası tarafından talebe yetiştirmekle vazifelendirildi .
    Delhi 'de uzun müddet kalıp , pekçok talebe yetiştirdi . 1856 ( H . 1273 ) da ailesi ve yakınlarıyla birlikte Hicaz 'a hicret etti . Said-i Faruki , Delhi 'den ayrıldıktan sonra , İngilizler , Hindistan 'da büyük bir fitne çıkardılar . Delhi şehri harabe haline döndü .
    Ahmed Said-i Faruki , Hicaz 'da yerleşerek tasavvufun ince bilgilerini , kalbe ait yüksek marifetlerini , ilim ve edep aşıklarına sunmaya devam etti . Ömrünün sonuna kadar orada kaldı .

    Ahmed Said-i Faruki 'nin , Muhammed Mazhar , Mevlana Ebü 's-Seadet Muhammed Ömer , Mevlana Abdürreşid adlı 3 oğlundan başka , Abdülhamid ve Ruşenara isimlerinde bir erkek vede bir kız evladı daha vardı . Son 2 evladı küçük yaşta vefat ettiler .

    Ahmed Saîd buyurdu ki:

    "Düşünerek, kendinden evvel vefât etmiş olan akrabâ ve dostlarının hâlinden ibret alarak kabir ziyâreti yapmak, katı kalpleri yumuşatmakta pek faydalıdır. Bu sebeple kabir ziyâretini çok yapmak lâzımdır."

    Ahmed Sa'îd 1861 (H.1278) senesi Eylül ayının on sekizinde Salı günü öğle ile ikindi arasında vefât etti. Vefâtında, Medîne-i münevverede Resûlullah efendimizin mübârek mihrâbının yanında bulunuyordu. Yüksek ceddi hazret-i Ömer'in cenâze namazının kılındığı yerde namazı kılınıp, Bakî' kabristanında defnolundu. Kabri, hazret-i Osman-ı Zinnûreyn'in kabri yakınındadır.

    Ahmed Saîd hazretleri çok kıymetli eserler yazmıştır. Bâzıları şunlardır: 1) Sa'îd-ül-Beyan fî Mevlid-i Seyyid-il-İnsü vel-Cân, 2) Ez-Zikr-uş-Şerîf fî İsbâtı Mevlid-il-Münif, 3) Isbât-ül-Mevlidi vel-Kıyâm, 4) El-Fevâid-üz-Zabıta fî İsbât-ir-Rabıta, 5) El-Enhâr-ul-Erbe'a, 6) Tahkîk-ül-Hakk-ül-Mübîn fî Ecvibet-il-Mesâil-il-Erbe'in, 7) El-Hakk-ul-Mübîn fî Reddi ale'l-Vehhâbîn, 8) Mektûbât-ı Ahmediyye. Ayrıca bâzı şiirleri vardır. Şiirlerinde Saîd mahlasını kullanmıştır.

    MAHZÛN BİR GÖNÜLLE...

    Ahmed Saîd hazretlerine, Resûlullah efendimizin kabrinin nasıl ziyâret edileceği sorulduğunda buyurdu ki:

    Resûlullah efendimizin kabrini ziyâret eden kimse, dünyâ işlerini ve bu ziyâretle alâkalı olmayan her şeyi kalbinden çıkarır. Bunun için gayret gösterir. Bu gayrete, kalbinde, Resûl aleyhisselâmdan istimdâd, yardım isteme hâli meydana gelinceye kadar devâm eder.
    Dünyâ sevgisi ve nefsin arzu ve istekleri gibi kirli düşüncelerle meşgûl olan bir kalb, Resûlullah efendimizin yardımlarına kavuşmaktan mahrûmdur. Hattâ o huzurda böyle bir kalb ile bulunmak bile uygun değildir. Mümkün olan nisbette kalbini uygunsuz düşüncelerden temizlemeye gayret ederek ve o huzurda bulunmaya layık olmadığını düşünerek, mahzûn bir gönülle, Resûlullah efendimizin af ve merhametlerinin genişliğinden ümitli olarak, O'nun kabr-i şerîfinde bizim bilmediğimiz bir hayat ile diri olduğunu, ziyâretine gelenleri, ziyâretçinin derecesi, hâli ve kalbine göre tanıyıp, yardım ettiğini ve daha bunun gibi şeyleri düşünerek ziyâret eder. Muhabbet ve bağlılığı nisbetinde o deryâdan feyz alır. İki cihân saâdetine kavuşmanın, ancak ve yalnız dünyâ ve âhiretin efendisi olan Muhammed aleyhisselâma tâbi olmaya bağlı olduğunu düşünerek, her hâlinde O'nun sünnet-i seniyyesine uymaya çalışır.