Ahmed Kuddusi

Konusu 'Eğitim Konuları' forumundadır ve Adile tarafından 19 Ekim 2013 başlatılmıştır.

  1. Adile

    Adile Admin

    Ahmed Kuddusi kimdir hayatı

    İsmi, Ahmed bin Hâcı İbrâhim' Anadolu velîlerinin büyüklerinden. 1769 (H.1183) senesi Rabî'ul-evvel ayının 11. gecesi, Niğde'nin Bor kazâsında doğdu.

    Büyük bir velî olan babası, rüyâsında 3 ay gördü.
    Ortadaki ay diğer aylardan daha büyük ve parlaktı. Bu rüyânın tâbirinde kendisinin 3 oğlu olacağını ve ortanca oğlunun büyük bir velî ve âlim olacağını anladı.

    Ahmed Kuddûsî
    , küçük yaşta babasından ders almaya başladı. Ahrâriyye yolunun edebini babasından öğrendi. Babasının; "Oğlum her zaman ALLAHü teâlâyı zikr et, benim sağlığımda boş şeylerle uğraşmaktan uzak dur." nasîhatine uyarak onun tarîkat hakkındaki tavsiyelerine harfiyyen riayet edip gece gündüz şevkle çalıştı, bütün amelleri gönülden yaptı. Kısa zamanda velîlik basamaklarında yükseldi.

    Ahmed Kuddûsî, o zaman medreselerde okutulan ilimleri öğrenmek için de uzun müddet medrese tahsîli gördü. 1786 senesinde babası vefât edince, ilâhî bir işâret üzerine Turhal'a gitti. Turhal'daki Turhal Şeyhi denilen zâtın sohbetlerinde bulunarak kemâle erdi.
    Oradan bir arkadaşı ile ayrılıp Erzincan'a geldi. Sert geçen kış mevsimi yüzünden Erzincan'da birkaç ay kaldı.
    Yaz gelince, Erzincan'dan ayrılarak, önce Şam'a oradan da Mısır'a vardı. Daha sonra hac farîzasını yerine getirmek için Mekke-i mükerremeye gitti.
    Bu ilk Hicaz seferinde Hira ve Uhud dağında, hazret-i Hamza ve Uhud harbinin diğer şehîdlerinin medfûn, gömülü bulunduğu sahada ve dağın kayalıkları arasındaki mağaralarda uzun günler uzlette kendi başına kaldı.
    Mescid-i Nebî çevresinde riyâzetler çekti. Resûlullah efendimizin lütuf ve hitaplarına kavuşarak, üstün derecelere yükseltildi. Bu sırada; "Anadolu'ya git, orada evlen. Senin için üstün derece ve makamlar, âile kadrosu içinde hâsıl olacaktır."
    îkâz ve işâreti üzerine, bir sonraki sene tekrar hacc ederek Bor'a döndü. Bu müddet içerisinde, Resûlullah efendimizin yüksek himmetlerine nâil olduğunu bir şiirde şöyle ifâde eder:

    Dâvet etti köyüne çünkü bizi ol şâhımız,
    Pes icâbet eyledik bugün açıldı râhımız.
    Etti tâlim hem bize seyr-i sülûkin tarzını,
    Pîşvâ-yı sâlikîn olan Resûlullahımız.
    Doldu ışk-u-cezbe dil iklimine deryâ misâl,
    Bu sebeple mürtefî' oldu begâyet râhımız.
    Bakmanız hışm u hakâretle bize ey zâhidân,
    Dost yanında mu'teber hor görünen gümrâhımız.
    Yanarız ışk oduna Kuddûsîyâ leyl ü nehâr,
    Kıldı âlem halkını âciz figân ü âhımız.


    Ahmed Kuddûsî, ilki 1807 ve 181 0senelerinde olan Osmanlı-Rus savaşlarına katıldı.
    Böylece sünneteuyarak, nefsini ıslâh etmek için yaptığı halvet, yalnızlık çile veriyâzetleri yâni cihâd-ı asgarı cihâd-ı ekberle, yâni nefsle yaptığısavaşlarla da tamamladı.

    Bir süre Anadolu`da kalan Kuddûsîhazretleri tekrar Hicaz`a gitti. Uzun müddet Mekke ve Medîne arasındakiıssız çöllerde, dağlarda nefsini tezkiyeye, safiyyete ulaştırmak içinçektiği çileler, onun derecesini bir kat daha yükseltti. Bu sıradagünlük yiyeceği, her gün belli saatte kendiliğinden gelen bir ceylanınverdiği süttü.

    Ahmed Kuddûsî, Hicaz`dan Bor`a döndüktensonra, birçok din düşmanının düşmanlıkları sebebiyle, on üç yıl kadarevinde inziva hayâtı yaşadı. Bu arada, bir gün Cumâ vaktinden önce birtanıdığı, misâfir olarak evine geldi. Cumâ vakti yaklaştığı hâlde AhmedKuddûsî hiçbir acelecilik göstermedi. O zât Cumâya gitmek için izinistedi. Ahmed Kuddûsî; Biraz daha beklesen iyi olacaktı. Namazdansonra seni beklerim. buyurarak misâfirini uğurladı. Cumâdan sonrabiraz gecikerek gelen misâfir zât, yemekle berâber tâze hurma ve omevsimde Bor`da olmayan tâze sebzeler ikrâm edilince, çok şaşırdı ve;Efendim, hurma ve sebzeler buranın olamaz. Siz Cumâyı neredekıldınız? diye sorunca, Kuddûsî hazretleri; Evlâdım söz dinleyip,biraz daha beklesen, ihlâsının karşılığını görecek, bizimle birliktesen de Cumâyı Kâbe-i muazzamada kılacaktın. buyurdu.

    O devrin ileri gelenlerinden makam sâhibibiri, bir sohbette; Zamânımızın büyük velîsi kim ise onunla görüşmekistiyorum. diye yakınlarına sorar. Bunun üzerine orada Kuddûsîhazretlerini tanıyan biri; Zamânımızın büyük velîsi AhmedKuddûsî`dir. deyince, kendisini İstanbul`a dâvet ederler. AhmedKuddûsî, İstanbul`a gelip huzûra girince, orada bulunan kimseler, onuntaşralı kıyâfeti ile huzûra girmesini pek beğenmeyip, yukardan bakıcıbir tavır takınırlar. Ahmed Kuddûsî sohbet sırasında hiç konuşmaz. Omakam sâhibi kimse; Şeyh efendi! Siz de bir beyân buyursanız.deyince; Efendim! Bendeniz ilmi olmayan bir kişiyim. Huzûrunuzdakonuşmaya hayâ ederim. Ancak emrinize uyarak başımdan geçen birhâdiseyi anlatayım. diyerek şu hikâyeyi anlatır:

    Bir gün bendeniz Sarayburnu`nda sahilboyunca gezerken, çok güzel bir hanım sandala bindi. Gönlümü cezbedenbu güzelin peşinden başka bir sandala binerek, onu tâkib ettim. Üsküdariskelesinde karaya çıkıp, falan sokaktaki büyük bahçeli konağa giren buhanımı bir daha göremedimse de aslâ unutmadım. Gönlüm onun hicrânı ilerahatsızdır efendim.

    O makam sâhibi kimse, bu hikâyeyi duyarduymaz, yanında bulunanların hepsini dışarı çıkararak, AhmedKuddûsî`ye; Efendi, anlattığınız benim halen içinde yaşadığım elemlihâlimin ifâdesiydi. Şu anda ise o dertten kurtuldum. O hanım gönlümdensilindi. dedi. Sonra Kuddûsî hazretlerine görülmemiş ihsânda bulundu.

    Yine bir gün sultan, huzûrundabulunanlara; Şu avucumda gizlediğim şeyi tahmin etmenizi istiyorum.dedi. Herkes bir şey söylediyse de kimse bilemedi. Bir köşede oturanAhmed Kuddûsî`ye; Siz de bir tahminde bulunun. dediler. Ahmed Kuddûsîde; Yedi iklim ve yedi deryâyı gezdim. Bir balığı, yavrusunu arargördüm. dedi. Meğerse pâdişâhın avucunda küçük bir balık varmış. Bununüzerine Ahmed Kuddûsî`ye tâzim ve ikrâmda bulunularak, sarayda kalmasıteklif edildi. Fakat o; Ben âciz bir kulum, burada kalsam dünyâimtihânından berât edemem. buyurdu ve kalmayı kabûl etmedi.

    Bir süre İstanbul`da kalan Ahmed Kuddûsî,Bor`a döndü. Bor`da iken birgün sultan, Bor`a iki memur gönderip, onundurumunu öğrenmek istedi. Gelen memurlar onu bahçesini bellerkenbuldular. Ahmed Kuddûsî hazretleri onlar daha bir şey söylemeden; Sizİstanbul`dan geldiniz. Bizim bir şeye ihtiyacımız yok. buyurdu. Onlar;Pâdişâhımız bizi vazifeli gönderdi. Size tahsîsât bağlayacağız.dediler. Ahmed Kuddûsî onlara; Açın eteğinizi diyerek her ikisinineteğine birer kürek toprak döktü. İki memur bu toprakların altınolduğuna şâhid oldular. Bu sefer Ahmed Kuddûsî; Eteklerinizdekileridökün. deyince hemen yere döktüler. Bu defâ toprakların yılan-çiyanolduğuna şâhid oldular. Ahmed Kuddûsî; Evlâtlarım! Allahü teâlânınkeremi ile bizim pâdişâhımızın tahsîsatına ihtiyâcımız yoksa da, fukarâve âcizlere dağıtmak için bırakın. diyerek bu tahsîsâtı bir müddetalıp yoksullara dağıttı.