Abdestin Faziletleri ile ilgili Hadisler

Konusu 'Hz.Muhammed'in hadisleri' forumundadır ve Lasey tarafından 10 Kasım 2017 başlatılmıştır.

  1. Lasey

    Lasey Admin

    Abdestin Fazileti


    ٢٥. عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ:

    «إذَا تَوَضَّأَ الْعَبْدُ الْمُسْلِمُ -أَوِ الْمُؤْمِنُ- فَغَسَلَ وَجْهَهُ خَرَجَ مِنْ وَجْهِهِ كُلُّ خَطِيئَةٍ نَظَرَ إلَيْهَا بِعَيْنَيْهِ مَعَ الْمَاءِ أَوْ مَعَ آخِرِ قَطْرِ الْمَاءِ فَإذَا غَسَلَ يَدَيْهِ خَرَجَ مِنْ يَدَيْهِ كُلُّ خَطِيئَةٍ كَانَ بَطَشَتْهَا يَدَاهُ مَعَ الْمَاءِ أَوْ مَعَ آخِرِ قَطْرِ الْمَاءِ فَإذا غَسَلَ رِجْلَيْهِ خَرَجَتْ كُلُّ خَطِيئَةٍ مَشَتْهَا رِجْلَاهُ مَعَ الْمَاءِ أَوْ مَعَ آخِرِ قَطْرِ الْمَاءِ حَتَّى يَخْرُجَ نَقِيًّا مِنَ الذُّنُوبِ».

    Ebu Hüreyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre Rasul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

    “Müslüman -veya mü’min- bir kul abdest alır ve yüzünü yıkarsa, gözleri ile bakarak işlediği bütün günahlar, abdest suyu -veya suyun son damlası-[1] ile yüzünden akar gider. Ellerini yıkadığında, onlarla tutarak işlediği günahlar, abdest suyu -veya suyun son damlası- ile ellerinden çıkar gider. Ayaklarını yıkadığı zaman, onlarla yürüyerek işlediği günahlar, abdest suyu -veya suyun son damlası- ile ayaklarından çıkar gider. Neticede bu kimse, günahlardan arınmış olur.” (Müslim, Taharet, 32. Ayrıca bkz. Tirmizi, Taharet, 2/2)

    ٢٦. عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ:

    «إنَّ أُمَّتِي يُدْعَوْنَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ غُرًّا مُحَجَّلِينَ مِنْ آثَارِ الْوُضُوءِ فَمَنِ اسْتَطَاعَ مِنْكُمْ أَنْ يُطِيلَ غُرَّتَهُ فَلْيَفْعَلْ».

    Ebu Hüreyre (r.a) der ki: Resul-i Ekrem Efendimiz’in (s.a.v) şöyle buyurduğunu işittim:

    “Şüphesiz ki benim ümmetim, kıyamet gününde, abdest izlerinden dolayı «Yüzleri nurlu, elleri ve ayakları parlak olanlar!» diye çağrılacaktır. Artık, nurunu artırmaya gücü yeten kimse bunu yapsın!” (Buhari, Vudu’, 3; Müslim, Taharet, 35)

    ٢٧. عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَتَى الْمَقْبُرَةَ فَقَالَ:

    «اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ دَارَ قَوْمٍ مُؤْمِنِينَ وَإِنَّا إِنْ شَاءَ اللّٰهُ بِكُمْ لَاحِقُونَ. وَدِدْتُ أَنَّا قَدْ رَأَيْنَا إِخْوَانَنَا» قَالُوا:

    «أَوَلَسْنَا إِخْوَانَكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ؟» قَالَ:

    «أَنْتُمْ أَصْحَابِي وَإِخْوَانُنَا الَّذِينَ لَمْ يَأْتُوا بَعْدُ» فَقَالُوا:

    «كَيْفَ تَعْرِفُ مَنْ لَمْ يَأْتِ بَعْدُ مِنْ أُمَّتِكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ؟» فَقَالَ:

    «أَرَأَيْتَ لَوْ أَنَّ رَجُلًا لَهُ خَيْلٌ غُرٌّ مُحَجَّلَةٌ بَيْنَ ظَهْرَيْ خَيْلٍ دُهْمٍ بُهْمٍ أَلَا يَعْرِفُ خَيْلَهُ؟» قَالُوا:

    «بَلَى يَا رَسُولَ اللّٰهِ» قَالَ:

    «فَإِنَّهُمْ يَأْتُونَ غُرًّا مُحَجَّلِينَ مِنَ الْوُضُوءِ وَأَنَا فَرَطُهُمْ عَلَى الْحَوْضِ أَلَا لَيُذَادَنَّ رِجَالٌ عَنْ حَوْضِي كَمَا يُذَادُ الْبَعِيرُ الضَّالُّ أُنَادِيهِمْ: أَلَا هَلُمَّ فَيُقَالُ: إِنَّهُمْ قَدْ بَدَّلُوا بَعْدَكَ فَأَقُولُ: سُحْقًا سُحْقًا».

    Ebu Hüreyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v) kabristana geldi ve:

    “Selam size ey mü’minler diyarının sakinleri! İnşaallah bir gün biz de sizin yanınıza geleceğiz. Kardeşlerimizi görmüş olmayı istedim!” buyurdu.

    Ashab-ı kiram:

    “–Biz sizin kardeşleriniz değil miyiz, ya Rasulallah?” diye sordular.

    Rasul-i Ekrem (s.a.v):

    “–Sizler benim ashabımsınız, kardeşlerimiz henüz gelmemiş olanlardır” buyurdu.

    Bunun üzerine ashab-ı kiram:

    “–Ümmetinizden henüz gelmemiş olanları nasıl tanıyacaksınız, ey Allah’ın Rasulü?” diye sordular.

    Rasulullah (s.a.v) de onlara:

    “–Bir adamın alnı ve ayakları beyaz olan bir atı olduğunu düşünün. Adam bu atını, hepsi de simsiyah olan bir at sürüsü içinde tanıyamaz mı?” diye sordu.

    Sahabe-i kiram:

    “–Evet, tanır ey Allah’ın Rasulü!” cevabını verdi.

    Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

    “–İşte kardeşlerimiz de abdestten dolayı yüzleri nurlu, el ve ayakları parlak olarak geleceklerdir. Ben, önceden gidip havuzumun başında ikram etmek için onları bekleyeceğim. Dikkat edin! Birtakım kimseler yabancı devenin sürüden kovulup uzaklaştırıldığı gibi benim havuzumdan kovulacaklardır. Ben onlara «Buraya gelin!» diye nida edeceğim. Bana:

    «–Onlar senden sonra hallerini değiştirdiler, (senin Sünnet’ini takip etmeyip başka yollara saptılar)» denilecek. Bunun üzerine ben de:

    «–Uzak olsunlar, uzak olsunlar» diyeceğim.” (Müslim, Taharet, 39; Fedail, 26. Ayrıca bkz. Nesai, Taharet, 110/150; İbn-i Mace, Zühd, 36; Muvatta’, Taharet, 28; Ahmed, II, 300, 408)

    ٢٨. عَنْ ثَوْبَانَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

    «اِسْتَقِيمُوا وَلَنْ تُحْصُوا وَاعْلَمُوا أَنَّ خَيْرَ أَعْمَالِكُمُ الصَّلَاةُ وَلَا يُحَافِظُ عَلَى الْوُضُوءِ إِلَّا مُؤْمِنٌ».

    Sevban (r.a) der ki: Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

    “İstikamet üzere olun, (ancak) her şeyi mükemmel bir şekilde yapamazsınız. Şunu bilin ki en hayırlı ameliniz, namazdır. Ancak mü’min kimse, devamlı abdestli bulunmaya gayret eder.” (İbn-i Mace, Taharet, 4; Muvatta’, Taharet, 36; Ahmed, V, 276, 282; Darimi, Taharet, 2)

    Açıklamalar:

    Rasulullah Efendimiz (s.a.v):

    “Allah temizdir, temizliği sever” (Tirmizi, Edeb, 41/2799)

    “Temizlik imanın yarısıdır” buyurmuştur. (Müslim, Taharet, 1)

    Bu sebeple İslam, temizlik dini olarak bilinmektedir. Cenab-ı Hak, kullarının maddi ve manevi her türlü kirden arınmalarını istemektedir. İslam’ın, yeni iman eden kimseye gusletmeyi,[2] ibadet edecek kişiye de abdest almayı emretmesi bundan kaynaklanır. Müslümanlar da dinlerinin gereği olarak temizliğe çok ehemmiyet vermişler, fıkıh ve ilmihal kitaplarının başına önce “Taharet” bahislerini koyarak uzun uzun izah etmişlerdir. Zira temizlik, meleklere yaklaştırıp şeytandan uzaklaştıran ve kabir azabından kurtaran güzel bir haslettir.

    Ayrıca temizlik, ruhun yücelip ihsan mertebesine çıkmasına ve Allah’a yaklaşmasına yardım eder. Bu yüzden ayet-i kerimede:

    “…Allah temizlenenleri sever” buyrulmuştur. (Bakara 2/222)

    Zira abdestin maddi temizlik yönü, maneviyata da tesir ederek insanın içini nurlandırır ve günahların gönle taşıdığı zulmeti birazcık da olsa aydınlatır. Bu ise, iyiliklerin yazılıp hataların silinmesi manasına gelir. Dolayısıyla, gerek tıbbi gerekse manevi yönden tam bir temizlik vesilesi olan abdestin fazileti, kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

    Abdest azaları açıkta olduğu için çabuk kirlenir. Bu sebeple onları günde beş defa yıkamak, insana maddi ve manevi sıhhat verdiği gibi aklen ve zihnen uyanık olmasını da sağlar.

    Bütün bunları dikkate alarak bir mü’min, abdestini büyük bir itina ile almalı, ahiretteki nurunun ziyadeleşmesi için gayret sarfetmelidir. Bunun yolu da, abdest uzuvlarını, farz olan yerlerin ötesine geçecek şekilde ve üçer defa yıkamak, mümkünse kıbleye dönmek, besmele ile başlamak, niyet etmek, ağız ve burnu güzelce temizlemek, abdest dualarını okumak ve suyu israf etmemektir.

    Abdest alırken misvak kullanmak da mühim bir sünnettir. Rasulullah (s.a.v), misvak kullanmanın faziletini beyan ederek şöyle buyurmuştur:

    “Misvak, ağzı temizler, Rabbin rızasını kazandırır.” (Nesai, Taharet, 5/5)

    “Eğer ümmetime zor gelmeyeceğini bilseydim, her namaz (hazırlığın)da misvak kullanmalarını emrederdim.” (Buhari, Cum’a, 8)

    Allah Rasulü (s.a.v), sair vakitlerde de misvağa ehemmiyet verirdi. Gece teheccüd için kalktığında hemen misvakla dişlerini temizler, abdest alır ve namaz kılardı. (Müslim, Müsafirin, 139)

    Yine evine girdiği zaman ilk yaptığı işi, dişlerini misvaklamak olurdu. (Müslim, Taharet, 43-44)

    Diğer taraftan abdest, kul hakkı dışındaki küçük günahları ve bilmeden işlenen hataları temizler.

    Hadislerimizde Rasulullah (s.a.v) Efendimiz’in; “Benim ümmetim” ve “Kardeşlerim” diye iltifat ettiği kişiler, abdest alıp namaz kılan, ibadetlerine dikkat ederek örnek bir hayat yaşayan müslümanlardır. Onlar, kıyamet günü, nurlu ve parlayan uzuvlarıyla diğer insanlardan ayrılacak ve Allah’ın Rasulü’ne yakın olacaklardır.

    Ebu Hüreyre (r.a) şöyle anlatır:

    Rasulullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdular:

    “–Havuzum Eyle ile Aden arasındaki mesafeden daha geniştir. O kardan daha beyaz, sütle karışık baldan daha tatlıdır. Onun bardaklarının adedi, yıldızların sayısından daha çoktur. Ben, bir adamın yabancı insanların develerini havuzundan kovduğu gibi bazı insanları ondan uzaklaştıracağım.”

    Ashab-ı kiram:

    “–Ya Rasulallah! O gün bizi tanır mısınız?” diye sordular.

    Allah Rasulü (s.a.v):

    “–Evet, o gün sizin, hiçbir ümmette olmayan bir simanız olacak. Benim yanıma abdest izlerinden dolayı yüzleriniz nurlu, elleriniz ve ayaklarınız parlak olarak geleceksiniz.” buyurdular. (Müslim, Taharet, 36-37)

    Bu müjdelerin şuuruna eren her mü’min, abdestini mükemmel bir şekilde almaya ve imkan nisbetinde devamlı abdestli olmaya gayret eder. Fakat, devamlı abdestli bulunmak herkesin muvaffak olamayacağı kadar zor bir meseledir. Bundan dolayı, dördüncü hadiste bu güzel hal, imanın kuvvetli olması şartına bağlanmış ve faziletinin büyüklüğüne işaret edilmiştir. Yani, ancak abdestin kıymetini bilen ve ahiretteki faydalarına kesin olarak inanan kimseler, devamlı abdestli durmaya ehemmiyet gösterirler.

    Devamlı abdestli bulunmaya çalışmak, Allah Rasulü’nün mübarek sünnetlerinden biridir. Nitekim Rasulullah Efendimiz’in, tuvaletten çıktığında hemen abdest aldığı nakledilir. (İbn-i Sa’d, I, 369)

    Rasulullah (s.a.v) yatarken bile abdest almayı tavsiye etmiştir. (Buhari, Vudu’, 75)

    İbn-i Abbas (r.a) şöyle buyurur:

    “Sakın abdestsiz uyuma! Zira ruhlar hangi halde alınırsa kıyamet günü o halde diriltilir.” (Beyhaki, Şuabu’l-iman, VI, 391/4386. Krş. Şuab, XI, 191/8388)

    Abdestliyken yenisini almak da faziletli bir davranış ve nur üstüne nurdur. Rasulullah (s.a.v), abdesti olsun veya olmasın, her vakit yeniden abdest alırdı. Ümmetini buna teşvik için de:

    “Kim abdestli olduğu halde yeniden alırsa, Allah Teala bu sebeple kendisine on hasene yazar” buyururdu. (Tirmizi, Taharet, 44/58, 59)

    Abdestin ve devamlı abdestli bulunmanın faziletini gösteren şu rivayetler, meseleyi daha iyi anlamamıza yardım edecektir:

    Rasulullah (s.a.v), bir sabah Hz. Bilal’i yanına çağırıp:

    “–Bilal! Hangi ameli yaparak benden önce cennete girdin? Ne zaman (rüyamda) cennete girsem, ayakkabılarının tıkırtısını önümde duyuyorum. Dün gece de cennete gitmiştim, ayakkabılarının tıkırtısını yine önümde duydum…” diye sordu.

    Bilal (r.a):

    “–Ya Rasulallah, her ezan okuyuşumda, muhakkak iki rekat namaz kılarım. Abdestim bozulduğunda da hemen abdest alır ve üzerimde Allah’ın iki rekat namaz hakkı olduğunu düşünürüm” dedi.

    Bunun üzerine Rasul-i Ekrem Efendimiz:

    “–İşte bu ikisi sayesinde!” buyurdu. (Tirmizi, Menakıb, 17/3689; Ahmed, V, 354)

    Ukbe bin amir (r.a) şöyle anlatır:

    Develerimizi sırayla güdüyorduk. Bir gün nöbet bana gelmişti. Vazifemi yaptım, develeri akşam yerlerine getirdikten sonra, Peygamber Efendimiz’in yanına vardım. Allah Rasulü (s.a.v), ayakta insanlara konuşma yapıyordu. Şu mübarek sözlerine yetiştim:

    “Bir müslüman güzelce abdest alır, sonra kalkar kalbiyle ve yüzüyle tam olarak yönelerek iki rekat namaz kılarsa, cennet ona vacib olur!”

    Bunları işitince:

    “–Bu ne güzel!” dedim.

    Önümde duran birisi:

    “–Az evvel söyledikleri daha güzeldi!” dedi.

    Baktım o Hz. Ömer imiş. Sözlerine şöyle devam etti:

    “–Seni gördüm, daha yeni geldin. Az evvel Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu:

    «Sizden kim güzelce abdest alır, sonra da: “Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve rasulüh” derse, kendisine cennetin sekiz kapısı da açılır. Hangisinden isterse oradan cennete girer.»” (Müslim, Taharet, 17. Krş. Müslim, Müsafirin, 294)

    [1] Hadisimizdeki; “Müslüman -veya mü’min-”, “abdest suyu -veya suyun son damlası-” şeklindeki ihtimalli ifadeler, hadisi nakleden ravinin tereddüt etmesinden kaynaklanmaktadır. Bu durum, muhaddislerin hadis naklederken ne kadar hassas davrandıklarını göstermektedir.

    [2] Ebu Davud, Taharet, 129/355.