Namazlarında gevşeklik gösterenlere verilecek cezalar

Her kim beş vakit namaz kılma noktasında gevşeklik göterirse, Allah Teala onu on iki kötü şeyle cezalandırır: Bunların üçü dünyada, üçü ölüm anında, üçü kabirde, üçü de kıyamet gününde olur:

Dünyada verilen üç ceza:
1. Kazancından ve rızkından bereket kaldırır.
2. Diğer amelleri de kabul olmaz.
3. Yüzündeki nur alınır ve inanların kalbinde buğzedilen bir kişi olur.

Ölüm anında üç ceza:
1. Ruhu alınırken şiddetli bir susuzuk halinde olur.
2.Ruhu çıkarken çok şiddetli bir açlık hissi duyar.
3. Ruhunun çıkışı çok zor ve çetin olur.

Kabirde verilen cezalar:
1.Münker ve Nekir’in çetin sorgularıyla karşılaşır.
2.Kabir ona karanlık olur.
3. Kabri ona daraltılır.

Kıyamet gününde verilen üç ceza:
1.Şiddetli, zorlu bir hesaba çekilir.
2.Rabbinin öfkesi onun üzerine olur.
3.Allah Teala onu cehennem azabıyla cezalandırır.

namazlarında gevşeklik gösterenlere verilecek cezalar

Cuma günü hayır yapmak

Fakih Ebü’l-Leys Semerkandi (rahmetullahi aleyh) derki: Rahmetlik babamdan dinlediğim bir hadise şöyle dedi:

Salih Mürri (rahmetullahi aleyh), bir cuma gecesi, şehrin camisine gitmek ve orada sabah namazını kılmak üzere yola çıkmıştı. Yol üzerinde bir kabristan gördü. Kendi kendine, “Sabah namazı vakti girene kadar burada durayım” dedi ve kabristanlığa girdi. İki rekat namaz kıldı, sonra bir kabre yaslandı. Bu arada uyku bastırdı ve gözlerine hakim olamayıp daldı. Rüyasında kabristanlıkta bulunan kişilerin kabirlerinden çıktıklarını ve halka kurup sohbet ettiklerini gördü. Bu arada elbisesi kirli ve eski olan bir genç de bir köşeye çekilmiş, mahzun bir vaziyette bekliyordu. Çok geçmeden üzeri mendillerle örtülü birçok tabak getirildi. Bu tabaklardan birar tane alan kabrine döndü. Kabirdekler içinden bir tek o gence birşey verilmemişti. O da diğerleri gibi kabrine girmek üzere ayağa kalmış giderken ben,

-Ey Allah’ın kulu! Neden üzgünsün? Benim gördüğüm şeyler neyin nesiydi? dedim. Dediki:

-Ey Salih Mürri! O tabakları gördün mü, dedi.

-Evet, gördüm, onlar neydi, dedim. Dedi ki:

-Bunlar yaşayanların ölülerine gönderdiği lutuflardır. Onlar ne zaman ölüleri adına sadaka verseler yahut onlar için duada bulunsalar, bunların karşılığı, tabaklar halinde cuma gecesi gelmektedir. Ben Pakistanlı’yım. Annemle birlikte haccetmek üzere yola çıkmıştık. Basra’dan ayrıldığımızda burada öldüm ve buraya defnedildim. Ben ölünce annem biriyle evlendi. Evlendiği kişiye kendisinin bir çocuğu olduğundan ve onunda öldüğünden hiç bahsetmedi. Dünyaya dalip gitti. Ben öldükten sonra benim adımı hiç ağzına almadı. Şimdi üzülmek bana hak değilmi? Çünkü benihatırlayan hiç kimsem yok.

Salih Mührri,

-Annenin evi nerede, diye sordu. Genç de ona annesinin evini tarif etti.

Sabah olunca uyandım. Cuma namazına gittim. Namaz bitince, sora sors rüyamdaki gencin bana trif ettiği adrese gittim. Annesinin evine gelince kapıyı çaldım. İçeriden kim olduğumu sorunca,

-Ben Salih Mührri’yim dedim. İçeri girmek için izin istedim. İzin verilince içeri girdim. Kadına,

-Şimdi konuşacaklarımızı ikimizden başka kimse duymamalı, dedim. Sonra ona doğru iyice yaklaştım. Aramızda sadece bir perde vardı:

-Allah sana rahmet etsin senin bir oğlun var mı, diye sordum.

Kadın,

-Hayır, dedi
-peki, varmıydı, dedim.

Önce derin bir nefes aldı ve,

-Evet, benim genç bir oğlum vardı ancak öldü, dedi.

Bunun üzerine ben başımdan geçenleri kadına anlattım. Kadın ağlamaya başladı, öyle ki gözlerinden akan yaşlar yanaklarında izler bırakmıştı. Sonra bana,

-Ey Salih! O benim oğlum, ciğerim canım. Karnım onun yatağı oldu; göğüslerim ona çeşme! dedi. Sonra bana bin dirhem verdi ve,

-Benim biricik sevgili oğlum, gözbebeğim için bunları sadaka olarak dağıt. Artık bundan sonra onu dualarımmda eksik etmiyeceğim ve ömrüm yettiği müddetçe onun adına sadaka vereceğim, dedi.

Kadının yanından ayrılınca bir dirhemi fakirlere sadaka olarak dağıttım. Bir sonraki cuma günü geldiğinde yine cuma namazına gitmek için yola çıkmıştım. Kabristanlığa geldiğimde iki rekat namaz kıldım. Sonra sırtımı Bir kabre dayayıp hafif bir uykuya daldım. Rüyamda mezarlıktakilerin kabirlerinden çıktığını gördüm. O genç de aralarındaydı, üzerinde beyaz bir elbise vardı ve çok sevinçliydi. Sonra yanıma geldi ve iyice yaklaştıktan sonra,

-Ey Salih Mürri! Allah işlediğin hayrın karşılığını versin. Hediyeler bana ulaştı, dedi. Ona,

-Siz cuma gününün geldiğini biliyormusunuz? diye sordum.

-Evet, cuma gününün geldiğini gökteki kuşlar bile bilmekte ve, “Bu Hayırlı güne selam olsun” demektedirler dedi.

cuma günü hayır yapmakk

Cuma günlerin efendisidir

Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

“Cuma günü Allah Azze ve celle katında günlerin efendisi ve en büyüğüdür. O gün, Allah Azze ve celle katında Ramazan ve kurban bayramının günlerinden bile daha yücedir. Bu günde beş özellik vardır: Adem (aleyhisselam) O günde yaratılmış, o günde yer yüzüne indirilmiş ve o günde vefat etmiştir ve o günde öyle bir saat vardır ki, kim o saate denk gelir de, Allah Azze ve celle’den dilediğini isterse, -istediği şey haram birşey olmadığı müddetçe- Allah (celle celaluhu) onun istediğini verir. Kıyamet bu günde kopacaktır ve Allah Azze ve celle’nin katında bulunan mukarreb melekler, yeryüzü gökyüzü ehli bütün melekler, cuma gününden ( o gün kıyamet kopacağı endişesiyle ) korkarlar. (İbn Mace, nr. 1084)

Rivayet edildiğine göre Hz. Ali b. Ebu Talib (radıyallahu anh) demiştir ki: “Cuma günü olduğunda şeytanlar, ellerinde bayraklarla sokaklara çıkarak insanları oyalarlar. Melekler o gün mescidlerin kapılarına oturur ve derecelerine göre ( cuma namazına erken gelişlerine göre), imam hutbeye çıkana kadar içeri girenleri yazarlar. Her kim (cuma günü mescide gelir ve ) imamın yakınına oturur, susup onu dinler ve boş şeylerle meşgul olmazsa, onun için iki kat ecir vardır. İmamın uzağında oturup sessizce onu dinleyen ve boş şeylerle meşgul olmayan kimse için de bir kat ecir vardır.

Kim de imama yakın oturmasına rağmen boş işlerle uğraşıp dediklerini dinlemezse, ona iki kat günah vardır. Bu kimseye ‘sus!’ diyen dahi konuşmuş ve dolayısıyla boş iş yapmış olur. Cumada (imam hutbedeyken) boş işlerle uğraşan kimsenin cuması da kabul nazarından uzaktır. (Ebu Davud, nr. 1051; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/93.)

cuma günlerin efendisidir

Namazını gafletle kılınan misali

Kişinin kıldığı namazın yüceliği Rabbine yöneldiği kadardır. Eğer kişi namaz kılarken tam anlamıyla Rabbine yönelmiyorsa, hala nefsinden ond bir hisse varsa, bu kişinin durumu şuna benzer: Bir kişi hatası vaya kabahatinden dolayı, özür dilemek üzere hükümdarın kapısına gider. Huzuruna varıp önünde durduğunda hükümdar onu dinlemek üzere ona bakar. Fakat bu esnada adam sağa sola bakınmaya başlarsa, hükümdar onun işini görmez. Bu adam hükümdarın huzurunda gösterdiği dikkat kadar itibara alınır. İşte namaz da böyledir. Kişi namaz kılmaya başladığında gaflet içinde olup namazında hatalar ve kusurlar işlerse, onun namazı kabul olmaz.

Namaz aynen, bir düğün düzenleyen ve bunun için de bir yemek veren hükümdarın misaline benzer. Hükümdar düğün yemeğinde çeşitli yiyecekler ve içecekler hazırlamıştır. Her çeşit yiyeceğin ve içeceğin ayrı bir lezzeti ve menfaati vardır. Namaz da böyledir. Allah Teala kullarını namaz kılmaya davet etmiş ve onlar için bu namaz içinde çeşitli fiiller ve zikirler hazırlamıştır. Cenab-ı Allah, kullarının bu ibadetlerin her nevinden zevk almaları için onlara namazı emretmiştir. İşte namazın içindeki hareketler yiyecek, zikirlerde içecekler gibidir.

Denilmiştir ki : Namazda on ik bin güzel hal vardır. Sonra bu on iki bin haslet, on iki güzel haslet içinde toplanmıştır. Namazının tamam olmasını isteyen herkesin bu on iki haslete riayet etmesi gerekir. Bu on iki hasletin altısı namaza başlamadan önce, altısı da namazın içindedir.

namaz

Cami ve mescid adabı nasıl olmalıdır?

Fakih Ebü’l-Leys (rahmetullahi aleyh) der ki: Mescidlere karşı saygı ve hürmet şu onbeş şeyi yerine getirmekle mümkün olur:

1. Mescide girildiğinde, eğer insanlar oturuyor ise selam vermek. Eğer mescide girildiğinde içeride kimse yoksa veya herkes namazı kılıyorsa o zaman “es-Selamu aleyna min Rabbina ve ala ibadillahi’s-salihin- Rabbimizden biz ve O’nun salih kullarına selam olsun.” diye selam verillir.

2. Oturmadan evvel iki rekat tahiyyetü’l-mescid namazı kılmak. Nitekim Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem), “Her şey için bir selamlama vardır. Mescidin selamlamlanması ise onda kılınan iki rekat namazdır.” (İbn Hibban, es-Sahih, nr. 362; Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya, 1/166-168.)

3. Mescidde alış veriş yapmamak.

4. Mescidde kılıcı (siah vs.) kınından çıkarmak.

5.Mescidde kaybolan bir eşyanın tellallığını yapmamak.

6. Zikir dışında yüksek sesle konuşmamak.

7. Dünya hadiselerinden bahsetmemek.

8. Ön safa geçmek için insanların üzerine, omuzlarına basmamak.

9. Mescidde yer münakaşası yapmamak.

10. Safı, bir kişinin namaz kılmasına engel olacak kadar daraltmamak.

11. Namaz kılanın önünden geçmek.

12. mescidde tükürmek.

13. Mescidde parmakları çıtlatmak.

14. Mescidi pisliklerden, oyun oynamak için gelen delilerden ve (etrafı kırıp döken) çocuklardan korumak.

15. Mescidde bulunduğu meddetçe Allah’ın zikriyle meşgul olmak, bir an olsun zikirden gafil kalmamak.

Cami ve mescid adabı nasıl olmalıdır

Hasan-ı Basri’nin (rahmetullahi aleyh), rivayet ettiğine göre, Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem) demiştir ki: “Ümmetim için öyle bir zaman gelecektir ki, onların mescidlerdeki konuşmaları sadece dünyalık işler için olacaktır. Mescidlere Allah’a olan herhangi bir hacetlerinden konuşmayacaklardır. Sizonlarla oturmayınız.” (Ali el-Müttaki, Kenzü’l-Ummal, nr. 31184.)

Allah’ın seçtiği günler

Birincisi: Cuma günü. Bu günde öylr bir saat vardır ki, şayet bir kul o saate denk gelir de dini veya dünyası için Cenab-ı Allah’tan birşey isterse, istediği mutlaka kendisine verilir.

İkincisi: (Kurban bayramı öncesi) Arife günü.
Arife günü olduğunda Cenab-ı Allah meleklerine karşı övünür ve der ki: “Ey meleklerim! Şu benim kullarıma bakın! Yorgun ve perişan bir vaziyette, mallarını Allah için sadaka olarak vermiş ve üst başları toz toprak içinde huzuruma gelmişler. Sizleri şahit tutuyorum ki, ben onları bağışladım.”

Üçüncüsü: Kurban bayramı günü:
Kurban bayramı günü olduğunda ve kul kurbanını Allah için kestiğinde, kesilen hayvandan akan ilk damla kan, onun işlediği bütün günahlara kefaret olur.

Dördüncüsü: Ramazan bayramı günü.
İnsanlar ramazanda oruçlarını tamamlayıp, bayram namazını kılmak için mescitlere gittiklerinde Allah (celle celaluhu) meleklerine şöyle der: “Ey meleklerim! Her çalışan ücretini ister. Kullarım da ramazan ayında oruçlarını tuttular ve bayram namazlarını kılmak üzere mescitlere gittiler. Şimdi de ücretlerini istiyorlar. Ben sizleri şahit tutuyorum ki, onları bağışladım.” Sonra bir melek, “Ey ümmet-i Muhammed! günahlarınız sevaplara tebdil edilmiş olarak evlerinize dönünüz” diye seslenir.

Allah'ın seçtiği günler

Tahiyyetü’l mescid namazı

Fakih Ebü’l-Leys Semerkandi (rahmetullahi aleyh) der ki: Senetleriyle bize kadar ulaştığına göre Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz’den şöyle rivayet etmiştir:

“Sizden biri, mescide girdiği zaman iki rekat namaz kılmadan oturmasın.” (Buhari, nr.444)

Fakih Ebü’l-Leys (rahmetullahi aleyh) der ki: Yani kişi mescide girdiğinde ve vakti de namaz kılmanın mekruh olmadığı bir vakit ise iki rekat tahiyyetü’l mescid namazı kılmalıdır.Buna göre bir kişi mescide ikindi namazını veya sabah namazını kıldıktan sonra girmiş ise, bu vakitlerde Tahiyyetü’l-mescid namazı kılınmaz. Çünkü Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem) bu vakitlerde namaz kılınmasını yasaklamıştır. Bu kişi oturur, tesbih çeker; tehlil(la ilahe illallah) getirir veya Resulullah’a (sallallahu aleyhi vesellem) salatu selamlarda bulunabilir. Böylelikle o namazın faziletine ermiş ve mescide de hürmet ederek hakkını yerine getirmiş olur.

manevi hayat

Hacı Bektaşi Veli’nin Hayatı Kısaca

Hacı Bektaş Veli, Ahmet Yesevi’nin öğrencilerinden biridir ve bu büyük mutasavvıf 1210 yılında doğmuş, 1270 yılında vefat etmiştir. Ahmet Yesevi’nin öğrencilerinden Lokman Parende’den ders almış, İslami ilimleri öğrenmiş, özelikle tasavvuf alanında kendini yetiştirmiştir.

Ünlü mutasavvıf Hacı Bektaş veli, İslamiyetin Anadolu’da yaygınlaşıp kökleşmesinde önemli rol oynamıştır ve O hayatı boyunca, dini ve ahlaki değerlerin yerleşmesi için çalışmıştır. Sohbetlerinde; kalp kırmaktan kaçınmayı, büyüklere saygılı olmayı, misafiri en güzelşekilde ağırlamayı, Türk-İslam törelerine sahip çıkmayı ön plana çıkarmıştır. Çevresindeki insanlara “eline, diline ve beline sahip çıkmayı” öğütlemiştir. Yalın, duru bir Türkçeyle söylediği şiirlerle insanlara İslam dinini ilkelerini doğru bir şekilde öğretmeyi amaçlamıştır.

Hacı Bektaş Veli, 1970 senesinde, vefat ettiği Nevşehir’de defnedilmiştir ve onun Hacıbektaş ilçesinde bulunan mezarı, günümüzde türbe haline getirilmiştir. En önemli eseri Makalat’tır.

hacıbektaşveli-manevihayat

Azrailin kendi canını alması

Mukatil’in (rahmetullahi aleyh) Muhammed b. Ka’b’dan, onun da Ebu Hüreyre’yi (radıyallahu anh) dinleyen bir adamdan rivayet ettiğine göre ölüm meleğinin kendi ruhunu alması şöyle olacaktır:

“Her şeyden yüce ve münezzeh olah Cenab-ı Allah, Cebrail, mikail, İsrafil ve arşı tşıyan meleklere ölmelerini emreder; onlar da ölürler. Sonra ölüm meleğine,

-Ey ölüm meleği! Benim yaraktıklarımdan geriye kim kaldı, diye sorar. Ölüm meleği,

-Ölmeyen, her zaman hayat sahibi olan siz, bir de aciz ve zayıf kulunuz ölüm meleği, der. Cenab-ı Allah ona,

-Ey ölüm meleği!Sen benim, “Her nefis ölümü tadacaktır” (Ali İmran 3/185) sözümü işitmedin mi? Sende benim yarattıklarımdan birisin. Bildiğin gibi seni yaratan da benim. O halde sende öl, buyurur.

Bunun üzerine ölüm meleği kendi canını alarak ölür.

azrailin kendi canını alması

Bir başka haberde bu hadis şöyle anlatılmıştır: Cenab-ı Allah ölüm meleğine kendi ruhunu alması için emir verir. Bunun üzerine ölüm meleği cennet ile cehennem arasında bir yere gelir ve orada kendi ruhunu çıkarır. Bu esnada öyle bir haykırış kopar ki, eğer o esnada hayat sahibi varlıklar orada olsaydı hepsi birden ölürlerdi. Ölüm meleği kendi ruhunu aldığı sırada,

-Şayet ruhun çıkmasının bu kadar zor ve acı verici olduğunu bilseydim, elbette müminlerin ruhunu alırken daha yumuşak davranırdım, der. Azrail (ölüm meleği) bu sözün ardından ölür. Ezeli ve ebedi hayat sahibi Cenab-ı Allah’tan başka hiç bir canlı hayatta kalamaz.

Bundan sonra Cenab-ı Allah alçak dünyaya,

-Nerede sultanların, mal-mülk sahiplerin? Nerede onların oğulları, torunları? Nerede zalimler! Hani onların oğulları nerede? Benim verdiğim rızkı yedikleri halde benden başkasına tapanlar nerede?

Sonra Cenab-ı Allah, “Bugün mülk kimindir?” diye sorar. Kimse cevap veremeyeceğinden Cenab-ı Allah, “Tek ve kahhar olan Allah’ındır” (Mü’min 40/16)

Dinimize göre akraba ziyaretinin önemi

Allah (celle celaluhu) Kur’an-ı Kerim’de çeşitli yerlerde akrabaları ziyaret edip onların hak ve hukuklarının gözetilmesini emretmiştir:

“Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riaytsizlikten de sakının” (Nisa 4/1).

Yani kendisinden ihtiyaçlarınızı ve merhametini istediğiniz Allah’tan korkunuz. Akrabalık hakları çiğnenmekten ötürü Allah’tan sakınınız. Akrabalarınızı ziyaret ediniz ve onlarla ilişkilerinizi kesmeyiniz.

“Akrabaya hakkını ver” (İsra 17/26).

Gerek akrabalarını ziyaret etmekgerekse onların maddi manevi ihtiyaçlarını karşılamak üzereonlarla ilişkide bulun.

“Muhakak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor” (Nahl 16/90)

Yani: Cenab-ı Allah düşünüp öğüt almanız için, tevhid üzerine olmanızı, insanlara karşı merhametli olmanızı, akrabalarınızı gözetmenizi emrediyor. Yine Cenab-ı Allah düşünüp öğüt almanız için, insanlara zulmetmeyi, kendisinin ve Peygamber’inin yasakladığı çirkin vefenalığı yasaklıyor.

akraba ziyareti