cuma namazı nasıl kılınır?

- Önce öğle namazının ilk sünneti gibi dört rek’at (Şafii mezhebine göre iki rek’at) cuma namazının ilk sünneti kılınır.

– Ardından cami içinde ezan okunur.

– İmam mimbere çıkarak hutbe okur. Hutbe okunurken kimseyle konuşulmaz, sesizce dinlenir. Şafii mezhebine göre imam birhata yapacak olursa sadece bu hatayı düzeltmek için konuşabilir.

– Hutbeden sonra kamet getirilir ve cuma namazının iki rek’atlık farzı cemaatle kılınır.

– Farz kılınırken cemaat Subhaneke duasını (Şafii mezhebine göre Veccehtü duasını 9 içinden okur. Euzu besmele çeker. Bundan sonra cemaat bir şey okumadan imamı dinler. İmam kıraati açıktan yapar. (Şafii mezhebine göre cemaat Fatiha süresini içinden okur.)

– Farzdan sonra yine öğlenamazının ilk sünneti gibi dört rek’at cuma namazının son sünneti kılınır. Şafii mezhebine göre öğle namazının son sünneti gibi iki rek’at sünnet kılınır.

– Cuma namazı öğle namazı vaktinde kılındığı için tekrar öğle namazı kılınmaz. Cuma namzını kılan kişinin üzerinden öğle namazı borcu düşer.

cuma-

Tövbenin kabul edilmesinin şartları

Tövbenin kabul edilmesi için iki temel şartın bulunması gerekir:

1. İşlenen günaha veya hataya yrekten pişman olmak ve bir daha yapmamaya samimi olarak niyet edip karar vermek: Kur’an bu tür tövbeye “nasuh tövbe” adını verir. Nasuh, “samimi, içten, yürekten” anlamlarına gelir. Bu şart, tövbenin zorunlu şartıdır. Bu olmazsa tövbe dilimizle söylediğimiz birkaç kelimeden öteye geçemez.

2. Aynı hata veya günahı işlememek için elden geldiğince çaba göstermek: Hata ve gnahlar insan içindir. Bilerek veya bilmeyerek hata ve kusur işlenebilir. Önemli olan hatada ısrar etmemektir. Günnah ve hata işlememk için insan, kendisini günah ve htalara sürükleyecek yerlerden, durumlardan ve kişilerden de uzakdurmalıdır.

tövbenin kabul edilmesinin şartları

Dua Manevi Bir İletişim Aracıdır

Duada temel ilke samimiyettir. Duanın yeri, zamanı, şekli biçimi ileilgili kesin ilkeler yoktur. Ancak dua ederken şu noktalara dikkat edilmesi önemlidir:

-Her zaman dua edebiliriz. İnsan, Allah’a her zaman yönelmeli, ondan her zaman istekte bulunabilmelidir.Genişlikte ve darlıkta, zenginlikte ve fakirlikte, gençlikte ve ihtiyarlıkta, sevinçliyken ve üzüntülüyken, sağlıkta ve hastalıkta, kısacası her durumda dua etmeliyiz. Allah sadece sıkıntılı anlarda dua edenleri bakın nasıl kınamaktadır: “İnsana nimet verdiğimizde yz çevirir ve yan çizer. Başına birkötülük gelince de yalvarmaya koyulur” (Fussilet 41/51)

-Allah’tan birşey isterken O’nun yüce ve güzel isimleri (esma-i hüsna) aracılığı ile dua etmeliyiz. Bu konuda Rabbimiz kitabında şöyle buyurur : “En güzel isimler Allah’ındır. O’na o güzel isimleriyle dua edin” (A’raf 7/180)

-Helal ve temiz şeyler için dua etmeliyiz. Allah’tan haram, yasak ve kötü şeyleri dilemek hem duanın ruhuna ve amacına hem de kulluğumuza aykırıdır.Ayrıca haram olanlar istenmediği gibi haram işler yaparak da dua edilmez. Haram kazançlarla elde edilmiş şeylerle birlikte iken dua etmek duanın kabul edilmesine de engeldir. Peygamberimiz (s.a.s) bu gerçeği şöyle dile getirmektedir: “Bir kişi ellerini semaya kaldırır ve ‘Ya Rabbi! Ya Rabbi!’ diye yalvarır. Halbuki yediği haram, giydiği haramdır. Haramla beslenmiştir. Bu adamın duası nasıl kabul edilecek?” (Müslim,”Zekat”, 19).

duanın zamanı-1

-Dua ederken kabul edilip edilmeyeceği konusunda terettüt veya şüphe etmemeliyiz. Allah’tan samimi olarak birşey istediğimizde bunun mutlaka kabul edileceği düşüncesini taşımalıyız. “Ben dua ettim ama kabul edilmedi” gibi yanlış düşünceler şeytanın kandırmacasıdır. Peygamberimiz (S.a.s) duanın kabul edilmesiyle ilgili olarak bize altın bir anahtar verir: “Dua eden kimse şu üç durumdan birinde bulunur: Ya duası kabul edilir ya ilerde kabul edilir ya da yaptığı dua günahlarına kefaret olur” (Muvatta, “Kur’an”, 8)

-Dua ederken bağırıp çağırmamamız gerekir. Allah her şeyi işitir ve bilir. Sanki o bizi duymuyormuş gibi bağırıp çağırmak, aşırı haraketlerde bulunmak duanın ruhuna aykırıdır. Bu, samimiyeti de zedeleyen bir durumdur. Kur’an’da yüce Rabbimiz şöyle buyurur:” Rabbinize alçakgönüllüce ve için için dua edin. Çünkü O, haddini aşanları sevmez” (A’raf 7/55)

– Dua ederken edebe uygun ifadeler kullanmalıyız. Ne istediğimizi açık ve kesin bir şekilde belirtmeli, duanın edebine aykırı ifadelerden kaçınmalıyız. Peygamberimiz (s.a.s) bu hususta şöyle buyurur: ” Sizden biri dua ettiğinde istediğini kesin olarak belirtsin. Sakın ‘Allah’ım dilersen bana ver, dilersen beni bağışla’ demesin. Çünkü bu isteği yerine getirmesi için Allah’ı zorlayan yoktur” (Buhari, “Daavat”,21)

-Her yerde dua edebiliriz. Nasılki sadece belirli anlarda değil her zaman dua edebiliyoruz; her durum ve yerde de dua edebiliriz. Ancak burada dikkat etmemiz gereken nokta, duanın edebine aykırı bir halde olmamamızdır. Yüce Rabbimiz biz müslümanların özelliklerini anlatırken bu konuyla ilgili olarak şunları söyler: “Onlar ayaktayken, oturuken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler” (Al-i İmran 3 /191)

Musab Bin Umeyr Kimdir Hayatı

Kureyş kabilesinin Abdurraroğulları koluna mensuptur. Babası ailenin ileri gelenlerinden Umeyr b. Haşim, annesi ise Hannas bint Malik’tir. Mus’ab (ra), Mekke’de güzel elbiseler giyinmesi ve pahalı kokular sürmesiye meşhur yakışıklı bir genç olarak tanınmıştır.
Mus’ab b. Umeyr (ra) gizli davet döneminde Erkam b. Ebu’l-Erkam’ın (ra) evinde İslam’a giren ilk Müslümanlardan kabul edilir. O Müslüman olduktan sonra hayat tarzını tamamen değiştirmiş, gençler arasında yaygın olan eğlenceli toplantıları terk ederek, kendini İslam’ı yayma faaliyetlerine adamıştır. Hz. Muhammed’in (s.a.v) peygamberliğine karşı çıkan ailesi, oğullarının yeni dine inanmış olmasından son derece rahatsızlık duymuş, onu yeniden putperetliğe çevirebilmek için her türlü baskı ve işkenceyi uygulamışlardır. Onu dinden döndürme çablarında bilhassa annesi başı çeker. Ancak Mus’ab (ra), bizzat ailesinden gördüğü psikolojik ve maddi baskılara rağmen inancını muhafaza etmiş, ailesinden gizli bir şekilde Müslümanlarla buluşmaya devam ederek Hz. Peygamber’in (s.a.v) izinde onlarla birlikte namaz kılmıştır.

Mekke’de Müslümanların sayısının gittikçe artması üzerine Mekke müşriklerinin şehirdeki Müslümanlara yaptıkları baskının dayanılmaz boyuta geldiğini gören Hz. Peygamber (s.a.v), özellikle şiddetli baskıya maruz kalan müminlere Habeşistan’a hicret etmeleri tavsiyesinde bulundu. Ailesinin tarifsiz baskısından bunalan Mus’ab b. Umeyr 8ra) de, tebliğin 5. (M. 615) yılında on bir erkekle döret kadından oluşan ilk hicret kafilesiyle Habeşistan’a göç etti. Burada belli bir süre Muhacirlerle birlikte kendi ailesinin ve Mekke müşriklerinin şiddeti olmaksızın hayatına devam etti.

Hz. Peygamber (s.a.v) Mekke’den Medine’ye hicretinden sonra hayata geçirdiği Ensar-Muhacir kardeşliği uygulamasında Mus’ab b. Umeyr’i (ra) Muhacirlerden Sa’d b. Ebi Vakkas (ra) Ensar’dan da Ebu Eyyüb el-Ensari (ra) ile kardeş yaptı. Allah Rasulü (s.a.v) Bedir savaşında daha önce Mekke döneminde onun kabilesinin uhdesinde bulunan sancaktarlık vazifesini Mus’ab’a (a) vermiş, bu savaşta Muhacirlerin sancağını ona teslim etmiştir. Uhut harbinde ise bütün Müslümanları temsil eden sancak yine onun tarafından taşınmıştır.

Mus’ab b. Umeyr (ra), Uhut savaşı esnasında Hz. Peygambe’in (s.a.v) yanından hiç ayrılmamış, çarpışmalar esnasında son nefesine kadar kendisine emanet edilen sancağı yere düşürmemiştir. Savaş esnasında Hz. Peygamber’i (s.a.v) de yaralayan İbn Kamie’nin kılıç darbeleriyle her iki eli de kesilince sancağı kollarıyla göğsüne bastırarak dik tutmaya çalışmış, bu esnada aldığı mızrak darbesiyle şehid olmuştur.

Uhud savaşı sonucunda başta Hz. Peygamber’in (s.a.v) amcası Hamza (ra) olmak üzere şehidler toprağa verilirken, Allah Rasulü (s.a.v) eski bir elbise içinde yerde yatan Mus’ab’ın (ra) cesedini yanındakilere göstererek, onun bir zamanlar zenginlik içinde en güzel elbiseleri giydiğini en güzel yemekler yediğini, fakat Allah ve Rasulü’nün (s.a.v) sevgisini her şeye tercih ettiği için bu hale geldiğini söylemiş, ardından da “Müminler içinde Allah’a verdikleri sözde canını vermiş, kişiler vardır. Onlardan bazısı sözünü yerine getirip o yolda canını vermiş, bazısı da -şehştliği- beklemektedir. Onlar hiçbirşekilde -sözlerini- değişmemişlerdir” (Ahzab 33/23) mealindeki ayeti okumak suretiyle Mus’ab (ra) ve onun savaşta can veren şehitleri müjdelemiştir.

mus'ab bin ümeyr

Sehiv (Yanılma) Secdesi Nasıl Yapılır?

Yanılma sebebiyle, namazın fazlarından birinin geciktirilmesi ya da vaciplerden herhangi birinin trkedililmesi veya geciktirilmesi durumunda namazın sonunda sevih secdesiyapmak vacip (Şafii mezhebine göre sünnet) olur. Vaciplerin kasten terkedilmesi halinde namazı yeniden kılmak gerekir.

Sevih secdesi şöyle yapılır:

-Namazın son oturuşunda Ettehiyyatu duası okunduktan sonra sağa sola veya sadece sağa selam verilir. Şafi mezhebinde Ettehiyyatü’den sonra Allahumme Salli ve Rabbena dualarıda okunur selam verilmez.

-Namaz secdesi gibi iki secde daha yapılır.

Ka’dede Ettehiyyatü, Salli, Barik, Rabbena duaları okunup selamverilir. Şafi mezhebine göre sevih secdesinden sonra bir şey okunmaz. Sadece selam verilir.

Sehiv (Yanılma) Secdesi Nasıl Yapılır

Esmaül hüsna sırları nedir

En güzel nitelikler ve nitemeler, bütün güzelliklerin kaynağı olan Allah’a özgüdür. Kur’an-ı Kerim’de geçen “el-esmaü’l-hüsna” ifadesi “Allah’ın güzel isimleri” anlamına gelmektedir. Bu güzel isimler, hem Kur’an’da kendi kelamıyla hem de Resulünün (s.a.s) sözleriyle bize bildirilmiştir:

Allah’ın isimleri (Esma-i hüsna)

El-Adl (Adaletli): O, mutlaka va daima adil olup asla zulmeymeyen, aşırılığa gitmeyendir.
El-Afüv (Affedici): O, günahları hiçbir sorumluluk kalmayacak şekilde affeden, affetmeyi çok sevendir.
El-Ahir (Son): O, her şeyden sonra da mevcudiyeti devam edecek olan, varlığından sonrası olmayandır.
El-Ali (Ulu) : O, her şeyin ötesinde ve her yönüyle yüce olandır.
El-Alim (Bilen): O, gizli açık, büyük küçük her şeyi ve her bir şeyi en iyi bilendir.
Allah: Sadece O’na ait olan özel isimdir.
El-Azim (Muteşem): O, bütün büyüklerin en büyüklerin ötesinde, akıl almayacak denli yüce ve muhteşemdir.
El-Aziz (Yüce): O, mağlup edilmesi imkan ve ihtimal dışı yegane üstün gelendir.
El-Bais (Dirilten): O, ölü ya da uyur her şeyi kaldıran, gizli saklı olanları meydana çıkarandır.
El-Baki (Sonsuz): O, varlığı sürekli olup sonu olmayan, zamandan münezzeh olandır.
El-Bari (Eksiksiz yaratan): O,tamamen kendine has, bütünüyle benzersiz ve hoş bir şekilde eksizsiz yaratandır.
EL-Basıt (Genişletip yayan): O, rızkı, gönülleri, imkanları genişleten, lutuf ve keremini esirgemeyip yayandır.
El-Batın (Gizli olan) : O, zat ve mahiyyeti gözlerden gizli olandır.
El-Basir (Gören): O, gizliyi, açığı, saklananı, artada bulunanı, her şeyi ama her şeyi görendir.
El-Bedi (Çok güzel yaratan): O, birşeyi yok iken var edip en güzel şekilde yaratandır.
El-Ber (İyiliği çok): O, iyilik yapmayı düşünüp yapmayanalara,hatta kötülük yapmayı düşünüp vazgeçenlere bile iyilikler verendir.
El-Cami (Bir araya getiren): O, Bütün varlıkları derleyip toplayan, birbirlerine zıt şeyleri bir araya getirendir.
El-Cabbar (Zorlayıcı): O, iradesini herkese ve her şeye rağmen daima yürüten, dilediğini zorla yaptırma gücüne sahip olandır.
El-Celil (Heybetli) O, kimse ile kıyası mümkün olmayan heybet sahibidir.
El-Evvel (İlk): O, her şeyden önce var olup başlangıcı olmayandır.
El-Fetteh (Hayır kapılarını açan): O, hayır ve güzellik kapılarını açan, imkanlar ikram edendir.
El-Gaffar (Bağışlayıcı): O, mağfireti bol olan ve günahları görmezden gelendir.
El-Gafur (Affeden): O, günahları silip bağışlayandır.
El-Gani (İhtiyaçsız): O, hiç kimseye ve hiçbir şeye muhtaç olmayandır.
El-Habir (Haberdar): O, olup bitenleri hiçbir gizli yönü kalmayacak şekilde bilen, herşeyden haberdar olandır.
El-Hadi (Hidayete erdiren): O, doğru yola çağıran, yol gösteren ve hayra erdirendir.
El-Hafıd (Alçaltan): O, kibirlileri, kötülükleri, inatçıları alçantandır.
El-Hafız (Koruyan): O, koruyup kollayan, kötülüklerden, kazadan ve beladan saklayandır..
El-Hak (Gerçek): O, inkarı ve reddi mümkün olmayan, varlığı kesin ve açık olandır.
El-Hakem (Hükmeden): O, iyiyi kötüden ayrıt eden ve son hükmü verme yetkisi elinde olandır.
El-Hakim (Hikmet sahibi): O, her şeyin en iyi tarafını en iyi şekilde bilen ve yapacaklarını en iyi şekilde yapandır.
El-Halik (Yaratan): O, her şeyi ve herkesi var edendir.
El-Halim (Yumuşaklık sahibi): O, acıması ve bağışlaması öfkesinden daha önde olan yumuşaklık sahibidir.
El-Hamid (Övülen) O, her bakımdan övgüye ve teşekküre layık olandır.
El-Hasib) (Hesaba çeken): O, kullarını hesaba çeken ve onlara hesaba çekici olarak yeterli olandır.
El-Hay (Diri): O, sonsuz bir hayata daima dipdiri olandır.
El-Kabız (Can alan): O, kullarına verdiği canı geri alandır.
El-Kadir (Kudretli): O, kudretine sınır olmayan kudret sahibidir.
El-Kahhar (Kahreden): O, hak edenleri şiddetle kahreden, zalimleri berbat edendir.
El-Kavi (Güçlü): O, her şeye kuvveti yeten güç sahibidir.
El-Kayyum (Ayakta tutan): O, son bulmayan, daim olan ve evreni koyduğu kaidelerle yönetip her şeyi ayakta tutandır.
El- Kebir (Büyük): O, karşısında her büyüklüğün küçük kaldığı büyüktür.
El-Kerim (Çok cömert): O, her türlü iyiliği ve bütün faziletleri kullarına bol bol ikram edip dağıtandır.
El-Kuddüs (Noksanlıklardan arınmış): O, her türlü noksandan ırak ve noksanlık yakıştırılmalarından uzak olandır.
El-Latif (Lutfeden): O, bütün fayda ve güzellikleri kullarına lutfedendir.
El-Macid (Şanı yüce): O, şanın ve şerefin kaynağı olan sonsuz üstünlük ve kerem sahibidir.
El-Malikü’l-mülk (Varlığın sahibi): O, her türlü varlığın ve varlık üzerindeki otoritenin sahibidir.
El-Mani (Engel olan): O, istediği zaman istediği şeylere engel koyandır.
El-Mecid (Şerefli): O, benzersiz bir şeref sahibidir ve her türlü şerefi kullarına bahşedendir.
El-Melik (Buyrukları tutan): O, görünen ve görünmeyen bütün alemlerin sahibi ve hakimi olan ve buyrukları yerine getirendir.
El-Metin (Dirençli): O, çok güçlü, kuvvetli ve sapasağlamdır.
El-Muahhir (Geriye bırakan): O, istediği kişiyi veya şeyi diğerlerinin ardında bırakıp tehiredendir.
El-Muğni (Zenginlik veren): O, hiç kimseye ve hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, dilediğini muhtaç olmaktan kurtarıp zenginleştirendir.
El-Muhsi (Sayan) O, en ince teferruatıyla sayacak kadar her şeyi bilendir.
El-Muhyi (Hayat veren): O, her türlü hayatı va canlılığı verendir.
El-Muid (Yenileyen): O, ölümden sonra bitki, hayvan her türlü canlıyı yeniden diriltendir.
El-Muiz (Yücelten): O, izzet ve şeref verip yüceltendir.
El-Mukaddim (Öne geçiren): O, istediği kişiyi veya şeyi, diğerinin önüne geçirip yakınlaştırandır.
El-Mukit (Azzıklandıran): O, bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp veren, her şeyi bilip her şeye gücü yeten ve herkesi koruyandır.
El-Muksıt (Adil): O, ölçüyü vedengeyi daima gözetip adaletle hükmedendir.
El- Muttekir (İktidar sahibi): O, her şeye kuvveti ve kudreti yetendir.
El-Musavvir (Şekillendiren): O, her şeye şekil ve özellik veren, yarattıklarını güzel güzel şekillendirendir.
El-Mü’min (Güvenlikte kılan): O, insanları güvende kılan ve insanların tek güvenci olandır.
El-Mübdi (Başlatan) O, varlıkları yok iken var eden ve varlığı başlatandır.
El-Mucib (Duaları kabul eden): O, kulunun dualarına cevap verip dediklerini yerine getirendir.
El-Müheymin (Hükmü altına alan): O, kainatın bütün işlerini görüp gözeten ve hükmü altına alandır.
El-Mümit (Öldüren): O, ölümü yaratan ve öldürendir.
El-Müntakım (İntkam alan): Suçları hak ettikleri şekilde cezalandırandır.
El-Müteali (Görkemli): O, her türlü yücelik ve yüksekliğin en üstününe sahip olandır.
El-Mütekebbir(Haşmetli): O, azemetinde,yüceliğinde ve büyüklüğünde tektir.
El-Müzil (Değersizleştiren): O,zillete düşürüp alçaltan alçattığını değersiz kılandır.
El-Nafi (Fayda veren): O,dilediğine dilediği faydayı verendir.
El-Nûr (Aydınlatan): O, aydınlığın kaynağı ve aydınlatandır.
El-Rafi (Yükselten): O, kullarını derece derece yaratıp maddeten ve manen yücelten, şereflendirendir.
El- Rahim (Bağışlayan): O, engin merhamet sahibidir.
El-Rahman ( Esirgeyen): O, bağışlayıp esirgeyen ve ayrım yapmadan nimetlerini bütün kullarına yayandır.
El-Rakib (Gözeten): O, yarattıklarını her an kontrol altında tutan ve onlardan biran bile gafil olmayandır.
El-Rauf (Çok şefkatli): O, kullarına çok şefkatli ve merhametli davranandır.
El-Reşid (Yol gösterici): O, her işi isabetli olan ve kullarını doğru yola yönlendirendir.
El-Rezzak (Rızıklandıran): O, sayısız canlının azıklarını yaratıp verendir.
El-Sabur (Çok sabırlı): O, çok çok sabırlı olandır.
El-Samed (Muhtaç olmayan): O, bütün varlıkların ihtiyaçlarını karşılayan, fakat hiç kimseye ve hiçbir şeye ihtiyacı bulunmayandır.
El-Selam (Esenlikte kılan): O, esenlik, selamet, barış ve kurtuluş kaynağıdır.
El-Semi (İşiten): O, gizli açık söyleyeni, gönülden geçenleri, her şeyi ama her şeyi işitendir.
El-Şehid (Her şeyin tanığı): O, her şeyi gözleyip gören ve her şeye şahit olandır.
El-Şekûr (Fazlasıyla karşılayan): O, az iyiliğe çok ödül veren, verdiği ödülü de kat be kat arttırandır.
El-Tevvab (Tövbeleri kabul eden): O, kullarını günahtan ve isyandan dönmeye teşvik eden ve bütün günahları bağışlayandır.
El-Vacid (Bulan): O, istediğini istediği anda bulandır.
El-Vahid (Bir ve tek): O, artması ve eksilmesi olmayacak kadar bütün ve tek, eşi benzeri ve ortağı olmayandır.
El-Vali (Sahip): O, kainatın sahibi, hakimi, yöneticisi, nimetlendiricisidir.
El-Varis (Mülkün asıl sahibi): O, mülkünü insanlara belirlediği bir süre ile bırakan ve tekrar o mülke sahip olacak olandır.
El-Vasi (İlmi ve rahmeti geniş): O, ilmi gibi ihsanı da, mağfirat ve merhameti de her şeyi kapsayacak kadar geniş olandır.
El-Vedüd (seven):O, kullarını çok seven ve kulları tarafından da çok sevilendir.
El-Vehhab (Karşılıksız veren): O, hiçbir karşılık beklemeden bol bol verendir.
El-Vekil (Dayanılan): O, kendisine güvenip dayanılan ve işlerin çözümü kendisine bırakılandır.
El-Veli (Dost): O, kullarına yardımcı olan ve dostluk gösterendir.
El-Zahir (Varlığı apaçık olan): O, varlığı her tür işaret ve delile apaçık olandır.
El-Zar (Zarar veren): O, dilediğine dilediği zararı verendir.
Zü’l-celali ve’l-ikram (Heybet ve ikram sahibi): O, hertürlü iyilikle bol bol ikramda bulunan, eşsiz heybet sahibidir.

esma-i-husna

İki namazı cem etmek nasıl olur

Öğle ile ikindi namazının, akşam namazı ile yatsı namazının birlikte kılınmasına “cem” adı verilir.

Öğle namazı ve ikindi namazı cemedildiğinde öğlenin son sünneti ve ikindinin sünneti kılınmaz. Akşam namazı ile yatsı namazı cemedildiğinde de aynı şekilde akşamnamazının sünneti ve yatsı namazının ilk sünneti kılınmaz. Farz olan namazlar ara verilmeden peş peşe kılınır.

Hanefi mezhebine göre hac esnasında Arafat vakfesinde öğle namazı vaktinde, öğle ile ikindi namazları cemedilir. Ayrıca Müzdelife vakfesinde yatsı namazı vaktinde, akşam ve yatsı namazları zemedilir. Bunun dışında namazlarda cem yapılmaz.

Şafi mezhebine göre ise Arafat ve Müzdelife vakfeleri dışında şu durumlarda da cem caizdir:
-Seferi olmak
-Şiddetli yağmur, kar, dolu vb. sebebiyle camiye gitmekte aşırı zorluk bulunması (sadece namazın cemaatle kılınması durumunda yanlız kılmak yerine cemaatle kılmayı tercih etmek sebebiyle cemedilebilir).

Şafi mezhebine göre bu durumlarda öğle ve ikindi namazları isteröğle, ister ikindi vaktinde cemedilebilir. Yine aynı şekilde akşam ve yatsı namazları da ister akşam, ister yatsı vaktinde cemedilebilir.

iki namazı cem etmek nasıl olur

Kur’an-ı Kerim’in Bölümleri Nelerdir

Ayet: Kur’an’ın en küçük birimidir. İki ayeti birbirinden ayıran durakların tesbitindeki değişik yaklaşımlardan dolayı Kur’an ayetlerinin sayısı hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür (6204,6214,6219 gibi). Elimizde mevcud olan Kur’an-ı Kerim mushafları 6236 ayetten oluşmaktadır.

Sure: Kur’an’ın, en az üç ayetten oluşan, farklı uzunluklara sahip her bir özel bölümüne verilen addır. Kur’an’da 114 sure bulunmaktadır. Mushaf sıralamasına göre ilk sure Fatiha, son sure de Nas’tır. En uzun sure 286 ayetli Bakara suresi, en kısası ise 3 ayetli Kevser suresidir.

Cüz: 600 sayfalık Kur’an mushafının yirmi sayfalık her bir bölümüne verilen addır. Kur’an otuz cüze bölünmüştür.

Aşr veya rükü: Her bir durenin içinde bir pasaj tarzında konu bütünlüğüne sahip olan ve ayet sonundaki duraklarda “ayn” harfiyle gösterilen kısa bölümlerin adıdır.

kuranı kerimin bölümleri nelerdir

Erdemliler sözleşmesi ne zaman niçin kurulmuştur

Mekke’de zulümlerin, haksızlıkların, zorbalıkların ardı arkası kesilmiyordu. Bu durumdan rahatsız olan bazı erdemli kişiler toplanarak bir çözüm yolu bulmaya karar verdiler. Mazlumun yanında olacaklarına, suçlunun karşısında birlik olup mazlumun hakkını koruyacaklarına söz verdiler. Bu antlaşma daha sonraları Hilfü’l-fudül (erdemliler sözleşmesi) adıyla anıldı. Hz. Muhammed (s.a.s) de bu erdemli katılanlar arasındaydı ve o sıra yirmi-yirmi beş yaşlarındaydı.

Bu antlaşmaya katılanlar Mekke’de yapılan her türlü haksızlığı engellemek için birlik ve dayanışma içinde uzun süre gayret gösterdiler. Guruba yeni üye alınmaması dolayısıyla Hilfü’l-fudül zaman içinde üyelerin ölümü ile ortadan kalktı.

Hz. Peygamber, (s.a.s) İslam’dan sonraki yıllarda Hilfü’l-fudül’dan övgüyle bahsetmiştir. Bu antlaşmanın kendisi için kızıl tüylü bir deve sürüsünden daha kıymetli olduğunu söylemiş ve “Eğer bugün Hulfü’l-fudül adına davet edilsem icabet ederim” buyurmuştur. (Müsned, I, 190, 317)

erdemliler sözleşmesi

İlk Cuma namazı ne zaman nerede kılındı?

Kutlu yolculuk sürerken Yesribli müslümanlara Hz. Peygamber’in (s.a.s) Mekke’den ayrıldığı haberi ulaştı. Yesrib’deki müslümanlar, her sabah kalkıp onun yolunu gözlüyorlardı. Nihayet bir pazartesi sabahı, beklenen misafir Yesrib’e yakın bir mesafede bulunan Kuba’ya ulaştı.

Peygamberimiz (s.a.s) burada bir kaç gün kaldı ve bir mescit yaptırdı. Bir cuma günü de buradan ayrıldı. İlk cuma namazını yolda Beni Salim yurdundaki Ranuna vadisinde kıldırdı ve ilk hutbeyi okudu.

Peygamberimiz (s.a.s) ve yanındakiler namazdan sonra Medine’ye doğru yola devam ettiler.

İlk Cuma namazı ne zaman nerede kılındı