Kur’an’ın Okunmasıyla ilgili Kavramlar

Tevhid: Kur’an-ı Kerim’in, harflerin mahreçlerine ve sıfatlarına uygun birşekilde, uzunluk ve kısalıklarına dikkat edilerek okunması.

Hatim: Kur’an-ı Kerim’in ezbere ya da mushafa bakarak başından sonuna kadar okunması.

Mukabele: Bir başkasının Kur’an-ı Kerim okuyuşunu takip etme ve bu şekilde hatim indirme.

Hafız: Kur’an-ı Kerim’i başından sonuna kadar eberleyen kimse.

Mushaf: Kur’an-ı Kerim’in tamamının yazılı olduğu ve kitap olarak iki kapak arasında toplanmış hali.

Tefsir: Kur’an’ın ayrıntılı birşekilde açıklanması ve yorumlanması.

Tercüme-meal: Kur’an’ın kendi dili olan Arapça’dan başka bir dile çevrilmesi.

kuranı kerim

Reenkarnasyon nedir mümkün müdür

Reenkarnosyon insanın veya başka bir canlının ölümden sonre ruhunun başka bir canlının bedeninde yeniden dünyaya gelmesi inancıdır. Bu batıl inanca ruh göçü ve tenasuh adları da verilebilmektedir.

Bu inanca göre insan dışındaki her varlığın insan bedenine yükselinceye kadar değişik canlıların bedenlerinde defalarca dünyaya gelmesi gerekmektedir. Ruh, dünya hayatında işlediği iyilik ve kötülüklere göre dünyaya üst veya daha alt bir varlığın bedenine gönderilmktedir. Ruh ancak sürekli daha iyi ameller işlemekle insan bedeninde dünyaya gelme imkanı bulur.

Reenkarnosyon İslam inancına aykırı, batıl bir inançtır. İslam’a göre ölen kişi tekrar dünyaya gelemez, kıyametten sonra ahiret yurdundaki yaşamı için yeniden diriltilir.

reenkarnasyon nedir mümkün müdür

Ahiret hayatı nedir kısaca

Yaratılmış her şeyin bir başlangıcı bir de sonu vardır. İnsanoğlunun doğumla başlayan hayatı da ölümle sona erer. Ancak ölüm insan için sadece dünya hayatının sonudur, yeni ve farklı bir hayatın da başlangıcıdır.

Kıyamet kopar, ölüler dirilir ve ahiret hayatı başlar. Artık dünya da yapılaların sonuçlarıyla karşılaşma zamanıdır. Hesap görülür, cezalar ve mükafatlar verilir. Neredeyse kısa çöp, uzun çöpten; boynuzsuz koyun, boynuzlu koyundan hakkını alır. Pişmanlıkların en derini yaşanır ama fayda etmez.

Kavuşma sevinci yaşanır; müminler birbirlerine ve cennette kendileri için hazırlanan çeşit çeşit nimetlere kovuşur.

Kavuşma sevincinin en yücesi ise müminlerin Rablerine kavuşmasıdır.

ahiret hayatı nedir kısaca

Kader ve İnsan İradesi Arasındaki İlişki

İnsan akıl sahibidir. İnsanı meleklerden ve diğer varlıklardan ayıran yönü akıldır. Bu özelliği dolayısıyla dinin emir ve yasaklarına muhattaptır. Bunları kabul ya da red konusunda bir tercihle yüz yüzedir. Sonuç olarak insanlar arasında kullanılarak imanı ve taslimiyeti seçenler olduğu gibi, inkara sapanlar da bulunmaktadır.

İnsan özgürdür. İnsan tercih yapabilen bir varlıktır. Kendisine sunulan seçenekler içerisinden imanı da inkarı da tercih etmek onun özgürlük alanı içindedir. Bunu yapabilecek birirade kendisine yaratıcısı tarafından verilmiştir.

İnsan sorumludur. İnsan, inandıklarından ve inanmadıklarından, tercih ettiklerinden ve edilmediklerinden, yaptıklarından ve yapmadıklarından sorumludur. Kendisine verilen akıl ve özgürlük onun bütün bunlardan sorumlu olması sonucunu doğurur. Şayet akletme ve tercihte bulunabilme durumu olmasaydı o zaman imtihana gerek kalmazdı, “sorumluluk”tan da bahsedilmezdi.

Kader ve İnsan İradesi Arasındaki İlişki

Umre nedir nasıl yapılır

Umre belirli bir zamana bağlı olmaksızın ihrama girip tavaf ve sa’y yapıldıktan sonra tıraş olup ihramdan çıkarak yapılan ibadetin adıdır. Umrenin iki farzı vardır: İhram ve tavaf. Şafii mezhebinde bunlara ilaveten sa’y ve tıraş da umrenin farzlarındandır.

Umre ile hac arasındaki farklar şunlardır:

– Hac farz, umre ise sünnet biribadettir. (Şafii alimlerin büyük bir çoğunluğuna göre umre de farz bir ibadettir).

– Hac yılın belli zamanında yapılır, umre ise yılın herhangi zamanında yapılabilir.

– Umrede vakfe, şeytan taşlama ve kurban kesme yoktur.

umre nedir nasıl yapılır

Umrenin yapılışı ise şöyledir:

– Mikat denilen yerde umre için ihrama niyet edilerek telbiye getirilir. Bu andan itibaren ihramdan çıkana kadar ihram yasaklarına riayet edilir.

– Mekke’ye varınca Kabe’ye giderek umre tavafı yapılır ve iki rek’at tavaf namazı kılınır.

– Safa ile Merve arasında sa’y yapılır.

– Tıraş olup ihramdan çıkılır. Böylece umre ibadeti tamamlanmış olur.

Özel Hayatın ve Aile Hayatının Korunması

Özel hayat kavramı, kişinin başkalarının görmesini, duymasını veya bilgi edinmesini istemediği özellikleri, durumları, mekanları, belgeleri vb. ifade eder. Örneğin kişinin aile hayatı, evi, özel evrakları, yazışma ve haberleşmeleri, sırları ve bunlarla ilgili bilgilerin hepsi hayat kavramına dahildir.

Özel hayat, üçüncü kişilerin merak alanı dışında kalması gereken, kişiye özgü ve ona özel yaşama alanıdır. İnsanların bireysel özgürlüğünü ve mahremiyetini koruması için önemli ve gereklidir. Özel anlarını kısmen veya tamamen başkalarının bilgisine açıp açmamak veya başkalarını bu alana dahil edip etmemek kişilerin kendi taktirinde olan bir konudur.

Kişinin kendi bireysel hayatını başkalarının karışmasından muaf olarak serbestçe düzenlemesi ve yaşamasına saygı gösterilmesi, onun manevi varlığına gösterilen saygın bir ifadesidir.

Özel Hayatın ve Aile Hayatının Korunması

cuma namazı nasıl kılınır?

- Önce öğle namazının ilk sünneti gibi dört rek’at (Şafii mezhebine göre iki rek’at) cuma namazının ilk sünneti kılınır.

– Ardından cami içinde ezan okunur.

– İmam mimbere çıkarak hutbe okur. Hutbe okunurken kimseyle konuşulmaz, sesizce dinlenir. Şafii mezhebine göre imam birhata yapacak olursa sadece bu hatayı düzeltmek için konuşabilir.

– Hutbeden sonra kamet getirilir ve cuma namazının iki rek’atlık farzı cemaatle kılınır.

– Farz kılınırken cemaat Subhaneke duasını (Şafii mezhebine göre Veccehtü duasını 9 içinden okur. Euzu besmele çeker. Bundan sonra cemaat bir şey okumadan imamı dinler. İmam kıraati açıktan yapar. (Şafii mezhebine göre cemaat Fatiha süresini içinden okur.)

– Farzdan sonra yine öğlenamazının ilk sünneti gibi dört rek’at cuma namazının son sünneti kılınır. Şafii mezhebine göre öğle namazının son sünneti gibi iki rek’at sünnet kılınır.

– Cuma namazı öğle namazı vaktinde kılındığı için tekrar öğle namazı kılınmaz. Cuma namzını kılan kişinin üzerinden öğle namazı borcu düşer.

cuma-

Tövbenin kabul edilmesinin şartları

Tövbenin kabul edilmesi için iki temel şartın bulunması gerekir:

1. İşlenen günaha veya hataya yrekten pişman olmak ve bir daha yapmamaya samimi olarak niyet edip karar vermek: Kur’an bu tür tövbeye “nasuh tövbe” adını verir. Nasuh, “samimi, içten, yürekten” anlamlarına gelir. Bu şart, tövbenin zorunlu şartıdır. Bu olmazsa tövbe dilimizle söylediğimiz birkaç kelimeden öteye geçemez.

2. Aynı hata veya günahı işlememek için elden geldiğince çaba göstermek: Hata ve gnahlar insan içindir. Bilerek veya bilmeyerek hata ve kusur işlenebilir. Önemli olan hatada ısrar etmemektir. Günnah ve hata işlememk için insan, kendisini günah ve htalara sürükleyecek yerlerden, durumlardan ve kişilerden de uzakdurmalıdır.

tövbenin kabul edilmesinin şartları

Dua Manevi Bir İletişim Aracıdır

Duada temel ilke samimiyettir. Duanın yeri, zamanı, şekli biçimi ileilgili kesin ilkeler yoktur. Ancak dua ederken şu noktalara dikkat edilmesi önemlidir:

-Her zaman dua edebiliriz. İnsan, Allah’a her zaman yönelmeli, ondan her zaman istekte bulunabilmelidir.Genişlikte ve darlıkta, zenginlikte ve fakirlikte, gençlikte ve ihtiyarlıkta, sevinçliyken ve üzüntülüyken, sağlıkta ve hastalıkta, kısacası her durumda dua etmeliyiz. Allah sadece sıkıntılı anlarda dua edenleri bakın nasıl kınamaktadır: “İnsana nimet verdiğimizde yz çevirir ve yan çizer. Başına birkötülük gelince de yalvarmaya koyulur” (Fussilet 41/51)

-Allah’tan birşey isterken O’nun yüce ve güzel isimleri (esma-i hüsna) aracılığı ile dua etmeliyiz. Bu konuda Rabbimiz kitabında şöyle buyurur : “En güzel isimler Allah’ındır. O’na o güzel isimleriyle dua edin” (A’raf 7/180)

-Helal ve temiz şeyler için dua etmeliyiz. Allah’tan haram, yasak ve kötü şeyleri dilemek hem duanın ruhuna ve amacına hem de kulluğumuza aykırıdır.Ayrıca haram olanlar istenmediği gibi haram işler yaparak da dua edilmez. Haram kazançlarla elde edilmiş şeylerle birlikte iken dua etmek duanın kabul edilmesine de engeldir. Peygamberimiz (s.a.s) bu gerçeği şöyle dile getirmektedir: “Bir kişi ellerini semaya kaldırır ve ‘Ya Rabbi! Ya Rabbi!’ diye yalvarır. Halbuki yediği haram, giydiği haramdır. Haramla beslenmiştir. Bu adamın duası nasıl kabul edilecek?” (Müslim,”Zekat”, 19).

duanın zamanı-1

-Dua ederken kabul edilip edilmeyeceği konusunda terettüt veya şüphe etmemeliyiz. Allah’tan samimi olarak birşey istediğimizde bunun mutlaka kabul edileceği düşüncesini taşımalıyız. “Ben dua ettim ama kabul edilmedi” gibi yanlış düşünceler şeytanın kandırmacasıdır. Peygamberimiz (S.a.s) duanın kabul edilmesiyle ilgili olarak bize altın bir anahtar verir: “Dua eden kimse şu üç durumdan birinde bulunur: Ya duası kabul edilir ya ilerde kabul edilir ya da yaptığı dua günahlarına kefaret olur” (Muvatta, “Kur’an”, 8)

-Dua ederken bağırıp çağırmamamız gerekir. Allah her şeyi işitir ve bilir. Sanki o bizi duymuyormuş gibi bağırıp çağırmak, aşırı haraketlerde bulunmak duanın ruhuna aykırıdır. Bu, samimiyeti de zedeleyen bir durumdur. Kur’an’da yüce Rabbimiz şöyle buyurur:” Rabbinize alçakgönüllüce ve için için dua edin. Çünkü O, haddini aşanları sevmez” (A’raf 7/55)

– Dua ederken edebe uygun ifadeler kullanmalıyız. Ne istediğimizi açık ve kesin bir şekilde belirtmeli, duanın edebine aykırı ifadelerden kaçınmalıyız. Peygamberimiz (s.a.s) bu hususta şöyle buyurur: ” Sizden biri dua ettiğinde istediğini kesin olarak belirtsin. Sakın ‘Allah’ım dilersen bana ver, dilersen beni bağışla’ demesin. Çünkü bu isteği yerine getirmesi için Allah’ı zorlayan yoktur” (Buhari, “Daavat”,21)

-Her yerde dua edebiliriz. Nasılki sadece belirli anlarda değil her zaman dua edebiliyoruz; her durum ve yerde de dua edebiliriz. Ancak burada dikkat etmemiz gereken nokta, duanın edebine aykırı bir halde olmamamızdır. Yüce Rabbimiz biz müslümanların özelliklerini anlatırken bu konuyla ilgili olarak şunları söyler: “Onlar ayaktayken, oturuken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler” (Al-i İmran 3 /191)

Musab Bin Umeyr Kimdir Hayatı

Kureyş kabilesinin Abdurraroğulları koluna mensuptur. Babası ailenin ileri gelenlerinden Umeyr b. Haşim, annesi ise Hannas bint Malik’tir. Mus’ab (ra), Mekke’de güzel elbiseler giyinmesi ve pahalı kokular sürmesiye meşhur yakışıklı bir genç olarak tanınmıştır.
Mus’ab b. Umeyr (ra) gizli davet döneminde Erkam b. Ebu’l-Erkam’ın (ra) evinde İslam’a giren ilk Müslümanlardan kabul edilir. O Müslüman olduktan sonra hayat tarzını tamamen değiştirmiş, gençler arasında yaygın olan eğlenceli toplantıları terk ederek, kendini İslam’ı yayma faaliyetlerine adamıştır. Hz. Muhammed’in (s.a.v) peygamberliğine karşı çıkan ailesi, oğullarının yeni dine inanmış olmasından son derece rahatsızlık duymuş, onu yeniden putperetliğe çevirebilmek için her türlü baskı ve işkenceyi uygulamışlardır. Onu dinden döndürme çablarında bilhassa annesi başı çeker. Ancak Mus’ab (ra), bizzat ailesinden gördüğü psikolojik ve maddi baskılara rağmen inancını muhafaza etmiş, ailesinden gizli bir şekilde Müslümanlarla buluşmaya devam ederek Hz. Peygamber’in (s.a.v) izinde onlarla birlikte namaz kılmıştır.

Mekke’de Müslümanların sayısının gittikçe artması üzerine Mekke müşriklerinin şehirdeki Müslümanlara yaptıkları baskının dayanılmaz boyuta geldiğini gören Hz. Peygamber (s.a.v), özellikle şiddetli baskıya maruz kalan müminlere Habeşistan’a hicret etmeleri tavsiyesinde bulundu. Ailesinin tarifsiz baskısından bunalan Mus’ab b. Umeyr 8ra) de, tebliğin 5. (M. 615) yılında on bir erkekle döret kadından oluşan ilk hicret kafilesiyle Habeşistan’a göç etti. Burada belli bir süre Muhacirlerle birlikte kendi ailesinin ve Mekke müşriklerinin şiddeti olmaksızın hayatına devam etti.

Hz. Peygamber (s.a.v) Mekke’den Medine’ye hicretinden sonra hayata geçirdiği Ensar-Muhacir kardeşliği uygulamasında Mus’ab b. Umeyr’i (ra) Muhacirlerden Sa’d b. Ebi Vakkas (ra) Ensar’dan da Ebu Eyyüb el-Ensari (ra) ile kardeş yaptı. Allah Rasulü (s.a.v) Bedir savaşında daha önce Mekke döneminde onun kabilesinin uhdesinde bulunan sancaktarlık vazifesini Mus’ab’a (a) vermiş, bu savaşta Muhacirlerin sancağını ona teslim etmiştir. Uhut harbinde ise bütün Müslümanları temsil eden sancak yine onun tarafından taşınmıştır.

Mus’ab b. Umeyr (ra), Uhut savaşı esnasında Hz. Peygambe’in (s.a.v) yanından hiç ayrılmamış, çarpışmalar esnasında son nefesine kadar kendisine emanet edilen sancağı yere düşürmemiştir. Savaş esnasında Hz. Peygamber’i (s.a.v) de yaralayan İbn Kamie’nin kılıç darbeleriyle her iki eli de kesilince sancağı kollarıyla göğsüne bastırarak dik tutmaya çalışmış, bu esnada aldığı mızrak darbesiyle şehid olmuştur.

Uhud savaşı sonucunda başta Hz. Peygamber’in (s.a.v) amcası Hamza (ra) olmak üzere şehidler toprağa verilirken, Allah Rasulü (s.a.v) eski bir elbise içinde yerde yatan Mus’ab’ın (ra) cesedini yanındakilere göstererek, onun bir zamanlar zenginlik içinde en güzel elbiseleri giydiğini en güzel yemekler yediğini, fakat Allah ve Rasulü’nün (s.a.v) sevgisini her şeye tercih ettiği için bu hale geldiğini söylemiş, ardından da “Müminler içinde Allah’a verdikleri sözde canını vermiş, kişiler vardır. Onlardan bazısı sözünü yerine getirip o yolda canını vermiş, bazısı da -şehştliği- beklemektedir. Onlar hiçbirşekilde -sözlerini- değişmemişlerdir” (Ahzab 33/23) mealindeki ayeti okumak suretiyle Mus’ab (ra) ve onun savaşta can veren şehitleri müjdelemiştir.

mus'ab bin ümeyr